2 Eylül 2009 Çarşamba

Suskunluklarımı bölüştüğüm...

Söyleyemediklerimden gayrı ne çok yaralarım vardı.

Şimdi adını yokluk koydum.

Eğer önemi kaldıysa bayramın olsun.

Birde aile içinde en ufacık şeyde dile getirilen ve koz gibi kullanılan; bir keramet sözcüğü vardır…

Bu çoğunlukla bir evlilikte hortlar, sonra bir bebekte, ya da bir işte!

Hep böyledir…Bu kerametin size ceza mı cefa mı getireceği hep belirsizdir. Ama ne zaman akraba eş dosttan bişiy olsa, keramet çıkıverir saklandığı sözcük aralarından…

Seninle aramda aşılması gereken upuzun bir sırat var.

Ve hemen altında benim öfkemin alevleri...

Dikkatli ol, düşmeyesin...!

Senden kaçmak ve gözlerine yakalanmak...

Bırakma!

1 Eylül 2009 Salı

Eşelenmiş bir beden karşımda ki!

Ama garip bir huzur var içimde...

Bir garip hazine bulmuşluk hissi.
Hayatımda, tamamlanması gereken bir eksiklikten ziyade...

Eksikliğini hissettireceklerini fark edip, ürperdim.
Evlenirken nikah cüzdanı hep kadına uzatılsa da; kadın erkeğin hayatına girmiş gibi oluyor. Yeni bir hayat yaratılmış gibi değil.
Ben bir sonbahar kadınıyım... Başka baharlar tanımam.

Bir yanım çocuk gibi, kendi yatağımdan kalkıp, onlar yokken annemlerin yatağına gidip orada uyumakta istiyor. Daha rahat geliyor gözüme ve büyük

Ah biz kadınlar!!!

Bir ilişkiye başladığımızda, genelde ilk yaptığımız şeylerden birisi de:

"Sevgililerimizin kız arkadaşlarına bakıp, tehlikeli gördüklerimize hemen sevgili aramak"

Sana acı çektirmek için daha önce gelmeliymişim bu hayata!!!
Sabah sabah aklıma gelenler:

Çatapatlar... Kiraz şeklindeki şekerler... Bunların sadece babaannemin evinin yanındaki bakkalda bulmam ve memlekete giderken en çok bunları düşünerek gitmem...

Yanmış bir izmarit kokusunu duyumsama...

Islak ceketlerle oturulan otobüs koltukları...

"Arka tarafa ilerleyin" cümlesini her kuyruk beklemede duyma...

Balon satan sokak satıcıları... Hatta çocukluğumun baloncu Orhan' ı...

Okul önündeki köfteci... El arabasındaki kokareççi...

Bayram kahvaltıları...

Pazarda kaybolma korkusu ile annemin eteğine tutunma...

Annemin eteğini kokladığım günler...

Sahurda abuk sabuk şeylerden kahkaha krizlerine girilmesi ailecek...

İlk maaşımı elime almam...




Bazı insanları tamir edemeyecekleri sözlerin altında ezmeyi seviyorum.

Paha biçilemez...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Farklı kılma çabası var bizde. Hepimizin ilişkisi birbirinden farklı sanki. Nasıl desem daha güzel, karşıdaki daha olgun, daha sevilesi, hareketleri hayranlık uyandıracak kadar farklı falan... Utanmasa sevgilisinin karaciğeri için methiyeler düzecek...!
Nedir insanı farklı kılan? Olaylara bakış açısı mı, görüntüsü, konuşması, siyasi kimliği, inançları, öğrenimi, aileleri mi? Kimin üstün! özellikleri diğerinden üstün. Yada kim kime göre farklı.
Ama sorulsa nedir? Onun ilişkisi diğerlerinden farklıdır... Onun sevgilisi diğerlerininki gibi değildir... Kendini farklı hissetmek ister. İlişkinin bir olumlu özelliğini tutup çıkartır, över de över. Üstelik tek o da değildir. Herkeste bir benim ilişkim farklı deme çabası vardır. Söyleyebildiği yada dinlermiş göründüğünüz her an burnunuza burnunuza sokar. Yahu kapris hep aynı kapris, kanıksama desen aynı, umursamazlık? O da aynı...
Nedir anlamıyorum bu sidik yarıştırma sevdası...

sen gidince nefes verdim, alsam boğulurmuyum?

Korkuyorum...

Sesin

Senin sesin insanı yüreklendirirken, benim yüzüm bunu yapıyor. Sesine aşığım
İçindeki iyi yanını sürgün etmiş, kötü yanına inat; yeniden vatan topraklarına döndürüyorum seni. Bilinçaltında kalan çocukluğunu sunuyorsun bana bilmeden.
Sığındığım bir liman yaratmıştım kendime. Bazen kendi düşüncelerimin gemilerini göndermekten bile korkuyordum. Senin hayatının çılgınlığına karşın, benim hayatımın tekdüzeliği vardı. Sen kendi görüşlerinin engin savunucusuyken; ben hayata yeni yeni adım atıyordum. Limanlarıma kimseleri almazken; Sen geliyordun... Dengem bozuluyordu.

30 Ağustos 2009 Pazar

Biz olmayı beceremiyoruz.

Paylaşılmamış uzayan zaman dilimlerinde hem her an birlikte, hem ayrı ayrı kendi zamanlarımızı ayrı

mekanlarda tüketerek biz olunmuyor.


- Şunuda atlatalım,

- Gelecek o günler de,

- Şu hafta da geçsin,


demelerle asla "biz" olunmuyor...

Umutlarım şuan çok fazla pastel renginde. Artık soluk değiller.

:)