13 Ekim 2009 Salı


Biraz mola istiyorum.
Bir şehir.
Hiç görmediğim bi yer olsun, sokaklarnda kaybolacağım.
Yorulmak, dinlenmek sonra tekrar yorulmak.
Yürümek...
En çok da arınmak...
Erkekler sevdiklerini aldatacaklarına,

İdare etmeyi öğreneceklerine...


Önce iradeyi öğrenmeliler en başta...



Lamba söner ve ben karanlıkta da yazarım.
Sustu adam bir daha konuşmadı,

Gitti adam

Dönmedi...

Kadın bir daha duy(a)madı adamın sesini,
Söyleyemedi sevdiğini, özlediğini...

Aslında başka zamanlarda;
Başka mekanlarda konuşuyordu da,
Kadın duymuyordu.

Aradan günler geçti,

Günler kadın için resmen geçire geçire geçti.

En çok neyini özlediğini düşündü kadın,

Kadının suskunluklarını tamamlayan bir döngüydü.

Yoruldu adam,

Sustu kadın uzun zaman

Suskunluklarına farklı tepkisizlikler ekledi.
Boş bakışlarla tamamladı hikayeyi.
Gitmişti adam ve dönmemişti üstelik.
Biliyordu kadın,
Özlüyordu kadın,
Susuyordu adam...



04/09

Kırıldı kadın...
Vazgeçti adam,
Yazdı kadın...


Bilemedi adam...!
Fazlasıyla mantıklı idi adam.
Kadın duygularıyla,
Adam mantığıyla hareket etmeyi severdi.
Buluşamadılar bir türlü,
Kavuşamadılar...


"Sesini"...dedi...
"Kelimelerini" dedi hemen ardından, ortalığı tozu dumana katan iç sesi...


Sesini duymaya en muhtaç olduğunda kadının...

Sustu adam
Ellerini yanlardan bastırıp, ellerime kenetlediğim de direnebilecek misin?

Bence direnmelisin!

Beni kazanmak istiyorsan, bana yenilemezsin...
Lütfen yüzleş benimle.
Ama duymak istediğim cevapları verme...

Lütfen...


~~~~~~~


Bir aldatılmanın ardından acı içinde çemkirirken...


06

12 Ekim 2009 Pazartesi


Aramızda söylenecek sözler kalmamıştı.

Bu akımın güç kaynakları da tükenmişti çünkü.




Söylemek istediğim şu ki; yarım kaldı çayım...


Islak ellerle tutulmuş kibrit kabındaki kibrit gibiyim.

Yanamıyorum, yakılamıyorum.

Bu kıtanın toprakları artık adım adım yürüyemeyecek kadar ağır gelir oldu bize...
Anlamıyormusun adımlarımız çarpışıyor.
İkimizden biri gitmeli...

Lütfen git...

Ben gidersem dönemeyeceğim, biliyorum.

Karar verdim;

büyüyünce hiç birşey olamazsam,


morgun kapısında bekçi olacağım.

Geçmiş zamanların birinde:


- "Korkutucu, renkli, etkileyici ve cazibeli" demiştim...

- "Evet" demiştin...



Ben hortumdan bahsetmiştim...

Sende benden...
Adam kadına göre çok sessizdi...



Kadın bitmesine duacı... Adam bitmesine seyirci...


03/09

Bu sessizlik çoğu zaman kadına ağır geldi.
Kadın hissettikleri bitsin istedi.
Delirecek gibiydi.

Bitmemesi hırslandırıyordu üstelik.
Hırçınlaştırıyor, olmaması gereken kişilik bulamaçları yaşatıyordu.

Adam bitsin istedi.
Hissettiği vicdan azabından biraz öte bişiydi.
Adam kendini bastırmayı öğrenmişti.
Sevgisini dirseklemeyi, onu geride bırakıp mantığıyla hükmetmeyi...

Adam; kadın hala onu sevdiği için üzülüyordu.
Tıpkı kadının adamın vicdanının rahatsızlığına üzüldüğü gibi.

Adım atmaya hevesli olduklarımdan, atınca korkar oldum.
Yine adım atmaya korktuklarıma karşı adım attım ve hevese geldim...
Arada aslında ne kadar çok nüans var.

Sorun şu;

"öyle cümleler kuruyorsun ki, suçunu her ikimizde bilsek de kanıtlayamıyorum."

9 Ekim 2009 Cuma

Acısın mı canım?
Evet acısın...

...

Ya sen...
Canını yakayım mı?
Evet yakayım...

Kessem bir yerini ince bir çizikle
Akan kanını içsem,
Kanın dudaklarımda mühürlense,
sonra beni öpsen hatta.
Kan beni tahrik ediyor...
ve canım acıyor,

seninde canın acısın istiyorum.

...

03 / 09
Salaksın sen...

Kendin korktuğun yetmiyormuş gibi, birde beni de korkuttun kendinden.
Bir aşktan çıkmayı beklerken, en sonunda zıvanadan çıkmak bu olsa gerek :)

8 Ekim 2009 Perşembe


...

Bırak gözlerimdeki, rimellerim aksın...
Zaten sen başparmağınla sil diye sürdüm rujumu bugün.
dağıt suratıma,
dağıl bana

...
Bazı şeyler hep yaşatılmalı,

Unutulmasına müsaade de edilmemeli

Unutma beni
O
öpüşmeyi
ve
gözlerinde kendi yansımasını görmeyi özledi



Peki o zaman
Kendi hakkında üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmek neden ki...