24 Kasım 2009 Salı

Mektuplar / Sana Dair

Biliyor musun; senden sonra, kimseyle sevişmedim ben. Cidden kimseyi buna layık görmedim. Hala kendimi senin hissederken; bırak tenime başka adamların dokunmasını, düşüncesini bile istemedim. Kendimi senden habersiz, sana ait hissetmeyi sevdim. 

Biliyordum hayatındaki birçok kadından pek de farklı olmadığımı. O kadar aykırı gecelerde, o kadar ayrı bedenlere dokunmuştun ki, izimi bırakacak  tek bir yeri bile zor bulmuştum. Gerçekten büyük şehirler gibiydin sevgilim. Tenin bile bir coğrafi bölge gibiydi. Benden önce zapt edilmişti. Benden önce keşfedilmiştin.

Çok şey düşledim bazen... İstedim... Saç telimin senin o çok sevdiğin yastığınla, çarşafının arasında kalmasını mesela... Ya da bir kaç denemede bile düşmeyecek bir şekilde tenine yapışmasını, alınamamasını... Büyük bir şehir gibiydin sen sevgilim. Varlığım, kalabalığında kayboluyordu... Ben, teninden düşüyordum...

Harflerim bile senin harflerinde yoktu oysa... Elimde kalan bir şey de... Geçmiş zamanlarda söylediğin tüm güzel sözleri umutlanmak için biriktiriyordum çocukca.

Sen sevdiğim adamdın... Bir sabah gözümü göğsünde açmıştım...
Şimdi... İçimde kaldın... Çıkılmaz bir sokağın girişinde durmuş, bile bile girmiştim o sokak aralığından... Tek senin olmak istemiştim. Tek benim ol istemiştim. Küçük bir şehirden gelen, küçük bir kız gibiydim. Yetişkin rolleri oynuyordum sana...

Oysa sen sevdiğim büyük şehirler gibiydin sevgilim. Öyle doygun, öyle kalabalık, öyle vefasız, öyle dolu, öyle büyüleyici, öyle içine hapseden... Ve ben seni küçük şehirlerin içinde, büyük şehirlerce sevmiştim.

Sen kocaman bir şehirdin... Ben keşfedilmeyi bekleyen cılız bir kasaba.
Sen hiç okula saçlarımı iki yandan örüp gitmediğim günler gibiydin. Ne saçlarım örülecek kadar uzundu, ne de ben saçımı örmeyi biliyordum. Biz gibiydi olmayan saç örgülerim. Asla bir bütün olmuyorduk... Karışamıyorduk...


Hep bekledim seni, ihtimallerini, gerçekleşme hayallerini. Örüldüğümü, bütünleştiğimi ve tek vücut olduğumuzu sandığım anda, ama en çok tutturulamayacağımızı anladığımda kaybettim seni... Kaydım gittim ellerinden... Sen siyahtın... Kırmızı sana yaraşamazdı...




Saat 02:07 de uyanmak ve bir daha uyuyamamak!

23 Kasım 2009 Pazartesi

Boynunun o çukuruna dayanmak
Kendimden uzaklaşmak
Kokunla buğulanmak
Sende kaybolmak.

Çok özledim seni...
Bir insan, aynı insana kaç defa aşık olabilir?
Aylarca senden neden vazgeçemediğimi tarttım durdum beynimde.
Bu kadar çelişkiye, bu kadar gidiş gelişlere rağmen neden senden vazgeçemiştim.

Biraz geç anladım...  
Yolum sendin. Bundandı bir adım bile yol alamayışım...
Bir küçük kız gibiydi sevgim bazen... Seni içimde yücelten...
Bir kadın gibiydi sevgim... İçinde hapseden...
Bazense bir anne gibiydi sevgim... İçinde büyüten...

Ah sevgilim ya sen?
"uzayacağa benzer, tutuştuğumuz lades. işi gücü bırakıp mezarlığa nazır bir eve taşındım. ölüm, sen beni aldatamazsın, aklımda!"
B. Necatigil...


Severdim bu sözü.
Siz bir insanı mezarlığa benzettiniz mi hiç?

Hadi Şundan çeksene bir nefes.
Virgüller, noktalar ile birleşip, kavuşan yollarımız; ünlem işareti ile sona eriyor. Ne yazık.

"Burası bir sahne... Burada herkes kendilerine biçilen rollerini oynuyorlar" demişti şu an varlığından hiç haz etmediğim bir adam. Aklıma geldi de... 
Bazen bazı insanların haklı çıkmasına bozuluyorum ister istemez. "Rollerinize de... Size de... Kaçınmalarınıza da lanet olsun" demek geçiyor içimden şu an.

Küçük bir şehirden gelen, küçük bir kız gibiydim...

Yetişkin rolleri oynuyordum sana...

20 Kasım 2009 Cuma


ve sıyırıp eteğimi
ve uzatıp tek bacağımı diğerinin önünde;
kendi acımı sarıyorum bilinçsizce!!

Bende gördükleri hala sevgiye, aşka, yeminlere inanan o kendi çocuksu halleri. O hallere geri dönmek istemiyorlar… Bendeki o saf, koşulsuz sevgiyi görmek istemiyorlar…

Anladım artik benim karşılıksız aşkımdı insanları korkutan; kendimi verişim birden bire insanlara, masumiyetti, o insanın içini ısıtan gülümseyişi görmeleriydi benden uzaklaştıran.

Beni bu masum hallerle sevemiyorlardı. Onlar kendilerini süründürecek, acı çektirecek kadınları arıyor, onlarla kaybolmak, yeniden bulmak istiyorlardı. Kendilerine kötü davranan kadınları seviyorlardı. Ben hep iyi olandım ilişki de.

Hem acı çekmekten korkup, hem de acıya karşı dayanılmaz istek duyan insanlar vardır ya, öyle bir çekim duyuyorlardı.

Bütün kırılgan yanlarınızı örtün siz. Yıllarca gerçek sevgiyi beklerken sanki ona hiç ihtiyacınız yokmuş gibi davranmaya devam edin. Bu kusursuzluk, bu yenilmezlik sandığınız şey sizin olsun. Ben bu oyunda yokum…

Ben artık anlıyorum. Hayattaki asıl gerçek mutluluklar burnumuzun dibinde olanlar.

Önemli olan o anları yakalayabilmek. Korkmayın dalın ucuna gitmekten. Gidince anlayacaksınız ki meyve orada. Sizi bekliyor…

Ama siz en iyisi gidin saklanın odalarınıza ve hatta kendinizi korumak için isinize verin.
Sizin gözünüzü kazanmak bürümüş
!


Büyük şehirler gibiydin sevgilim...

Varlığım kalabalığında kayboluyordu...

Kadın olmak; sarmalanmak isterken, hayal kırıklıkları ile kendine sarılmak.

19 Kasım 2009 Perşembe

Hani böyle birisi gelsin sana arkandan sıkıca sarılsın, seni koklasın istersin ya...
Yada kollarının arasında boynuna gömülesin gelir ya birinin... Öyle bir an geldi. Sadece sarılınmak istiyorum . :(
Kadın olmak;
Bazen gereksiz bir biçimde, fazla incinilebilir olmak.

Şu an ne isterdim biliyor musun?

"gözlerinden tanımak seni"
Sen 2000 li yılların adamıydın...
Bense 1980 lerde kalmıştım...


Çocukluğunda sevdiğin ne varsa
Vardı bende
Öyle işte!

Ama sen benim bugünümdün.
Ben senin dünündüm..

Yaz tatillerinde öğrenilen sureler gibiydim, belli dönemlerde hatırlardın beni.
Mutfaktaki turuncu kaplıklı sandalyeler oluyordum bazen. Rahat ve huzurlu.

Ben beyaz mobilyaların kadınıydım.
80 lerde kalmıştım.
Senin çocukluğunu bulduğun...

18 Kasım 2009 Çarşamba


Hep seninle lades oynayan çocuk gibiydim.

Sana her seferinde bile bile yenildim...

Aklımdaydı...

Ama sana yenilmeyi bile çok sevmiştim.