16 Aralık 2009 Çarşamba

Satın alırken büyük geleceğini zannederken, bir beden küçük gelen bir elbise gibiydin!

15 Aralık 2009 Salı

"bulutlardan bir sandalye çek otur yanıbaşıma,
yağmurlardan bir bardak su bulacaksın,
seni bekleyen"



* Masa ve gökyüzü metaforu
Aynı dakikalar
Sen havalimanının gidiş kapısından giriyorsun...
Ben geliş kapısından...
Ellerimizde telefon, denk gelmesekde birbirimizin sesi ile doymaya çalışıyoruz...
Ve bu bizim hikayemizin tek gerçek olacak yanı...
Birbirimize hep geç kalıyoruz.
Sen gelince ben, ben gidince sen... 


Ocak
Belirsizlik...
Canım mı yandı ne?
Gülümseme,
İçime bir tohum kaçtı galiba :))


Şubat
Tohumun ucu göründü.
Diş çıkaracak çocuklar gibiyim...
Hafif bir sızı, heyecan. Görünen o boşluk dolacak sonunda!




Mart
Tekrar birisine güvenmek,
Yeniden hissedebilmek,
Yeni yıl dileklerim kabul mu oluyor ne?




Nisan
Bahar..
Havada buram buram aşk kokusu var
Bu çıkıntılar dallarım mı?
Yeşeniyormuyum ne?




Mayıs
Güzelliğin(d)im
O kırılan benim dalımdı,
Ben...
Cennetin ağacıydım.
Kıydın...




Haziran
Aşk sende asılı...
Sarı odalarda yaşandı...
Aşk elimi tutmanda değil, en son havalimanında bana sımsıkı sarılmanda saklıydı...




Temmuz
Biz güzeliz...
Biz güzeliz...
Biz güzeldik...
Bilmeden dallarımı ne kadar kırdığını görmüyor musun?


Ağustos
Kendimi kıyılarına vurdum...
Ateştin, suydum.
Buhar oldum...
Masallar yazdım,
Özledim...
Seninle olamam, ama sensiz de yapamam...



Eylül
Umursamazlık öğrenilen bir şeymiş ve can acıtmak güzelmiş...
Sabrına teşekkürler, tüm iğnelemelerimi çekiyorsun
Ama kanasın dudakların arzudan...


Ekim
Sana mektuplar yazmak.
Seni yazmayı sevmek 
İstanbul...
Seni görmemeyi tercih etmek!
Canını acıtmak...


Kasım
Senden kaçtıkça sana tutulmak
Sana yeniden inanmak
Seni yeniden görmemek
Yeniden aşık olmak.
Bu kez farklı olabilir deyişin, inanışlar
Ama aynı hataların!!!
Bu kez yeterlerim!!!


Aralık
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim. Yüreğimde bir çocuk, cebimde bir rovelver...
Bu aşk burada biter. İyi günler Sevgilim...Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider...

 
Sıkı tembihlerle evimizin önünde oynayan,




ama bilerek topunu




hep senin oynadığın alana kaçıran



 
bir çocuk gibiyim.


 
Sürekli yanında olmak istiyorum.


 
(:



Uzun süren bir antibiyotik tedavisi gibi, senden kaçtıkça sana bağışıklık kazanmak.

Ne garip bir iğneye ihtiyacım varmış... Kendi iğnem yetermiş oysa ki, kendimi tedavi etmeye...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Benim sorunum neydi biliyor musun? Seni yaşamaktan çok yazmayı tercih etmiş olmam. Yoksa sende biliyorsun elime bu fırsat-ları çnk defa verdin/verdim.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Beni için bir kez olsun bir şey yap lütfen,Tüm soğukluğunu üfle ve ardından bulutları rendele. Başımdan aşağı karlar yağsın... Şarkıda ki gibi, konsun dilimin ucuna. Ama senin ağzında eritelim. Sinek valesi ve kupa kızı olalım.

11 Aralık 2009 Cuma

Kapılardan döndürüp gitme dediğin kadınlar kadar, farklı kimliklere büründüm senin için.
Söyle kaç yıl geçti sıfatında ki bu maskeyi oluşturalı? Kaç yılına mal oldu, kaç yıl harcadın?
senden korkmuyorum. Içimde hala bir çocuğun dürüstlüğünü, gözükaralığını ve korkusuzluğunu tasıyorum ben! Ama şunu da unutmamak lazım sen emeklerken ben dönüyordum. :)

Gitgide yabancılaşacağız birbirimize Sevgili
  Sakin ve sessizce 
Kokularımıza
Konuşmalarımıza

Unutacağız dokunuşlarımızı
Bu atışmalar, bu hırslar bitecek
Geride bizden kalan yada kalmış olan hiçbir şey olmayacak
Sen ve ben olacağız
Son defa bakışıp neredeyiz göremeyeceğiz

Sen hiç Paul Geraldy' nin Finalini hiç okudun mu sevgili?
Biz onu bile yaşayamadan ölüp gideceğiz işte
Başka kimliklerde, başka hayatlara bürüneceğiz
Bitecek!

Öyle olamayacağız işte
Sen hiç o adam kadar yumuşak ruhlu olmayacaksın mesela
Hoyrat ve yıpratıcılığınla kalacaksın.
(Oysa ben senin zorluğunu bile çok sevmiştim sevgili)

İnsanlar seçimleri ile yaşarlar değil mi?
Sen seçimini yalnızlıktan yana kullandın, dilerim bununla doyarsın
Ben seçimimi yeter artıklardan kullandım
ve mutlu
 ama en önemlisi huzurlu olacağım
Ben bu aşk için elimden geleni hep yaptım

Rahat çürü kendi kazdığın mezarında Sevgili...


Anımsadıkça artık adını;
ağzımın içini acıtıyordun!

Hatırladıkça umursamazlığını,
canımı yakıyordun!

Varoldukça varlığın,
Kendi canımı yakıyordum!

Kusmak istiyorum içime bıraktıklarını...!

10 Aralık 2009 Perşembe


Bazen birisini tutup omuzlarından hırsla, sarsarak sevesi gelir ya insanın...

Seni de öyle içime sokmak istiyorum.

Artık tırnaklarımın arasında kendi etim kalmasın!

Mabetlerinde tapınmaya geldim...

Kabul et sunduklarımı!

9 Aralık 2009 Çarşamba

Öncesi, sonrası, sebebi, mazereti yok. Seni istiyorum.
bir yastıktır sana kalan çoğu zaman. Sen anca ona sarılır yatarsın. Ne yazık... Yalnızsın. :)

Mektuplar / Gidişin

Merhaba sevgili...
Şimdi "Nasılsın" diye çocukca bir giriş yapsam sana, ne değişir ki?
Sonuçta yüzeysel olarak nasıl olduğunu, benden uzakta neler yaptığını hep bildim... Bilirsin birşeyleri kurcalamayı hep sevmişimdir. Sevdiğim çok şey var aslında... Ama artık bütün herşey anlarda asılı kalıyor. Tek söyleyebileceğim, sen unutulmuyorsun!

Şu anda beni merak etmeni isterdim mesela... Sormanı, aramanı... 
Ben... İyiyim işte, herşey bildiğin gibi hayatımda. Havalar da güzel bu sıralar... Sonbahar ya! Her yer sarı, her yer kırmızı, bakışlar sepya...
Ne güzel olurdu, bir sonbahar günü öpüşmek seninle yağmurda. (Keşke yine öpebilsen beni. Saçlarım yüzüme düşse ve sen çeksen...)

Son bahardı... Kaçınılmazdı... Ki kaçamadık. Döküldü tane tane yapraklarımız. Sen giderken silkelendin, ben ağlarken düştü son yaprağım. Geride kocaman bir boşluk... Yaprakların hışırtısı... (Ne garip; aslında insan alışkanlıklarının kurbanı, sevginin değil! )

Sen gittin...
Biliyor musun; aslında hiçbir şey bildiğin gibi değil hayatımda. Çok şey değişti. Çocuklara konulan isimler bile değişti bu yıl. Kıyafetler, tarzlar, hayatlar değişti. Ben değiştim. Koltuğumun rengi bile değişti. (Aslında en büyük değişimi seni sevdiğimde yaşadım ben...) Sonra sen gittin... Ve yakışmadı hiçbir kıyafet üzerime!

Sen çok özeldin, güzeldin...
Her kadının hayatında "işte çocuğumun babası bu olmalı" dediği bir adam vardır ya... Senden bir bebeğim olmalıydı benim de. Senden bir parça, bir doku, bir koku. Baktıkça seni hatırlatan. Sevginle birlikte doğan, büyüyen, benimsenen. Nasıl sevgini büyüttüysem içimde, onu da büyütmeliydim. (Sen daha gitmemeliydin sevgili... Daha değildi, o gün değildi...)

Sen gittin...
İçimdeki kadın arkandan o duruşu bozmamaya çabalarken; paçasına yaslanmış sana umutla bakan o küçük kızı yok saydın... Gittin... O kız mahsun kaldı. Artık acıtsa da kanatmıyor yokluğun...

(Sen; iki renkli bir kalemin artık yazmayan tek tarafı gibiydin... Mürekkebim bitene dek, benimle kalmaya mecburdun... Bende seni taşımaya!)

Senden sonra neler yaptığımı merak ediyorsundur?
Süzdüm işte gıdım gıdım tenime akıttıklarını, tenimde bıraktıklarını... Katılaşmış kalıntılarını soydum derimden, yüzümden, içimden.
Yapışmıştı bazıları, kanattı...
Sen hiç ellerindeki kana bakarak karşıdakine bulaştırmak istedin mi?
Ben istedim.

En son yüzün ne zaman kızardı senin?

Aramızda ki en büyük fark bu işte. Benim hala yüzüm kızarabiliyor.

Asla ders almayacaksın sen yaptıklarından...

Hayatlarımızda hangimiz daha mutlu olacak bu çok belli.
uyku allahaşkına bir uğra...