9 Mart 2010 Salı


Masalımı mı soruyorsun?
Ekmek kırıntıları yerine kelimeleri koymuşum, kaybolmayayım diye...
Daha ne!

İstiyorum ki sevgilim;

saç telin lavaboma düşsün,

kirpiğin yüzüme.


Bir masalın sonunu mutlu bitirmek için vursam topuklarını, kırmızı ayakkabılarımın...
Yeter mi yanına gelmeye?


Korkuluk verir mi aklını?
-seninle kaybedilmiş aklımın yerine, mantığım yeniden bana gelsin diye- 

Ya teneke adam verir mi kalbini?
 -sana adanmış başka bir kalbin yerine, yanıma kar kalacak-

Ve aslan; verir mi cesaretini?
-yapamadıklarını yapman için sana, hiçbir şey için geç kalınmadığını anlatmaya-



Yanına gelince çözülür mü dersin, başı bağlanmış masalımın düğümü?





İstiareye yatınca bile görecek kadar;

senle dolu bir kader çizilmiş benim defterime...

Hangi zarı atsam 7 çıkıyor karşıma.

8 Mart 2010 Pazartesi


"Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası "
 
 
"GÖÇEBE"

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninde
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber
Ay kana kana batıyor



Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe'nun resimlerine bakıyor
Mariyln Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum

İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın'da bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik
Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi

Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa

Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar
Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde

Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor
Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri
Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri
Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah
Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan
Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim gece yatısına çağrılmış
Ve
Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi
Yüzüm giyotine abone


CEMAL SÜREYA


Biliyor musun?
Bir gölge bile olmak istedim, senin evinin duvarlarında,
sana bakmaya.
Silik, cılız ve yitik bir siyahlıkta son bulana dek...


* Ve belki de bu yüzden iki adamın kelimelerinde, kelimeler bulmam, hiç usanmadan.


Büyüyemeyecek kadar çocuk kalmışım,

O yüzden kanmalarım sana,

Her şeker uzatışında...

Bu gece senin için dans edeceğim sevgilim.
Tüm ritimlerim de, her bir hecen.
Her hecemde hep sen.

İki kere ikinin, dört etmesi gibiyiz biz ikimiz.
Adını adımın yanına koysamda dört; seni bana, beni sana çarpsam da...
(...Ben seninle çarpılmak istiyorum...)

Ve sayıyorum bu gece zaman hariç herşeyi.
Bedenimi, tenine ekliyorum.
Adımlarımı her bir saç teline.
(...Bırak dolansın saçlarına ayaklarım...)

Düşersem bile...
Yine de senin üzerine!
:)



Sen neydin sahi?

Acı mıydın?
Ayrıcalık mıydın?
Ayrılık mıydın?

Sen nesin sahi?

Kuşatmalarında yenilmek istiyorum.
Ve kazandığında;
Şehrimin anahtarlarını sana sunmak...

5 Mart 2010 Cuma


Kokun sokağıma sinsin.

Kokun odama,
yastığıma,
saçlarıma.

Adın aklıma sinsin.
Bir sisin, tüm şehre çökmesi gibi gel yerleş üstüme.
Ama ağırlığını çok hissettirme.

Bırak!
Adın aklıma sinsin.
Tadın ağzıma


Sen geldin ve lekendi yeniden tüm kelimeler!
Şimdi saçımda ki aklar bile temizleyemez. O deneyimlerin kalıntılarını.

Anlamadığım ne biliyor musun?
Hala aynı yanılgının pençesindesin.
Ayrı olsak da, aynı kalmamı mı dilemiştin? 
Ne?


Elimden tut istedim.

Bir gidişin en önemli k/anıtı gibi duran, ellerine bakarken...


Ellerin ayrılık kokuyordu. 

İçimde ki bir yer, gitmemek için ayaklarımı yalpalattırıyordu.

İki bilinmeyenli bir denklem bu.
Harflerin, rakamların başında bitiverdiği...
Şimdi artılarımız ve eksilerimiz olmadan ve uyumlaşmadan;
hiçbir rakam yetmez, bizi çözmeye tek başına değil mi?


2 Mart 2010 Salı


Parmak uçlarımdan akıtmak an / ı sana...

Sonra dudakta hoş bir gülümseme ile anmak...



Gülümseten ve çok özel anlara şahitlik yapan, 2. bir aya girmenin güzelliğinde saklıydı;

Seni Sevmek...!

1 Mart 2010 Pazartesi

Çünkü;

yasa /k/ ların kurbanı idik...!

Bazen Ophelia, bazen Hamlet olmaktı.

Ama en çok bir Shakespeare olup seni yazmaktı;

Seni sevmek...!

Ve yeri geldiğinde bir Yusuf olmaktı, kuyuya atılışıma rağmen affetmekti;

Seni sevmek...!