17 Mart 2010 Çarşamba

Ve uzaklaşıyorum artık kasıklarından, ayaklarının altından -yol bile olamadan-
Dudaklarım şarap olmuş. Dudakların ağzımda durdukça tatlanıyor... İç beni gönlünce. Fazla çarpmam söz.
Uykunun arasında yarı sersem uyanınca; sol tarafa yeniden dönüp, kendi kokunu koklayarak uykuya dalmanın cazibeli, huzur dolu bir güzelliği var.

15 Mart 2010 Pazartesi


Engizisyonda boynum!

Kelimeler darağacında,

Taşlamışlar, içinde sen eklenmiş her bir heceyi.

Adım/n/da ki her bir harfi, bir katıra bağlamışlar.

Sorguda ki her bir sesin, sesi kısılmış, "masumum" demekten.

Cımbızlarla yolmuşlar tüm noktalama işaretlerini.


 


Ve parlayan güneş,

Seninle aydınlanan günüme eş.

Selam vermiş.
Selam durmuş.
Bir hocanın ağzında sela olmuş.

İmzalar sokaklarda,
sokakta, çıkma yasağı! 
Silahlar tutan elleriyle kimliklerini sormuşlar,
 ülkesinin adamları.
Başka ülkelerin ağzında sakız olmuş.

12 Mart 2010 Cuma

Alıştık değil mi? Boyundan büyük laflar eden küçük adamlara. Hayır alışamayıp, her defasında şaşıracağız ve küçük ayaklarımızla, büyük adımlar atacağız!

Hiçbir formülün eşittir ile başlamadığı bir dünyada; terazinin kefesini oturtmaya çalışan, bir kadınım bazen.

Ve babasının kucağına oturup; bu dünyada daha rahat, daha güvenli başka bir yer olamaz diye düşünen bir kız.


Sahi vazgeç/de-n/meden de, geçebilirmiydim senden?
Masallarım bile mutlu sonla bitmeyecek kadar sen olmuşken...

Öyle bir masalmış bu, -mış tadında.

Ve ben o kadar batmışım ki; artık söyleyeceğim hiçbir kelime suni teneffüs yapamazmış, seninle boğulduğum bu aşkta.

Bir amnezi gibi yaşamak gibiymiş, başka her şey unutulduğu...

Masal tadında bir sen varmışsın. Dinledikçe, koynunda uykuya dalası gelirmiş insanın...

Belki de bu yüzden içinde sen olan bir sürü masallarım varmış benim. Bir var, bir yok olurlarmış. Var olmasını dileyen düş/ünce/lerimde...

Adı yalnızlık olan arabalarına atlayıp, kelimelerden kanatlar takınıp, konarlarmış üstüme. Girerlermiş benden izinsiz beynime.

Uyurmuşum, daha fazla büyümeden...

Külkedisi olurmuşum; saat yarım olunca başlarmış kelimelerle dansım sen yerine, tek ayak üzerinde.

Firavun oluyormuşsun düşlerimde. Binlerce yılı bensiz geçirme diye saçlarımla sarıp, mumyalarmışım bedenini özenle.

Böylece öp beni diye yalvaran bir kurbağa olmaktan vazgeçerdim belki de.

3 küçük domuzcukları sayar gibi; bugün tam üç kere seni dilemişim, lambada ki cinden.

Ekmek kırıntılarının yerine, kelimelerimi koymuşum kaybolmayayım diye.

Seni içmişim, boyumun ölçüsünü almışım. Ne uzamışım, ne kısalmışım.

Lanetlenmişim saçlarım uzamamış.

Yırtılmış elbiselerim, parçalarına kan lekesi sürülmüş.

İçimin güzelliği yüzüme vururmuş. Ama ben seni en çok çirkinken severmişim.

Bu masalın sonunu mutlu bitirmek için vursaymışım topuklarını, kırmızı ayakkabılarımın. Yeter miymiş acaba yanına gelmeye? Korkuluk aklını verirmiş, seninle kaybettiğim aklımın yerine. Teneke adam kalbini, Ya korkak aslan cesaretini?

Son olarak gökten elma yerine yeşil erik düşseymiş.

Bu masal nasıl bitecekmiş bilinmezmiş.

Tavşan yerine eski bir cümlenin izinden gitmişim. Bir masalı da böyle bitirmişim...

"Senaristim uyuyakalmış benim hikayemin yarısında... Bu yüzden mutlu son yok benim masalımda...!"

11 Mart 2010 Perşembe

Ne garip ayazın bana vurdu. Ama hasta olup, boğazı gıcık kapan başkaları.

Saçlarımın arasına yüzünü gömüp uyur muydun sahi yeniden?
Masal tadında bir sen varmışsın, dinledikçe seni; koynunda uykuya dalası gelirmiş insanın...



O kadar batmışım ki sana;
artık söyleyeceğim hiçbir kelime suni tenefüs yapamaz, seninle boğulduğum bu aşta.


Sahi vazgeç/de-n/meden de, geçebilir miydim senden?

Kelimeler ile dans ediyorum bugün.
Ne mutlu ki artık ayağıma basan bir sen yok.

10 Mart 2010 Çarşamba



Bir amnezi olmalı bu yaşadığım.

Senden başka herşeyi unutuyorum...

9 Mart 2010 Salı


Bağlaçlardan en çok "ile" yi sevmekti;

Seni Sevmek!

Seninle kelimelerin her halini, ama en çok sen/de/ki hallerini sevmekti;

Seni Sevmek!

Masalımı mı soruyorsun?
Ekmek kırıntıları yerine kelimeleri koymuşum, kaybolmayayım diye...
Daha ne!

İstiyorum ki sevgilim;

saç telin lavaboma düşsün,

kirpiğin yüzüme.


Bir masalın sonunu mutlu bitirmek için vursam topuklarını, kırmızı ayakkabılarımın...
Yeter mi yanına gelmeye?


Korkuluk verir mi aklını?
-seninle kaybedilmiş aklımın yerine, mantığım yeniden bana gelsin diye- 

Ya teneke adam verir mi kalbini?
 -sana adanmış başka bir kalbin yerine, yanıma kar kalacak-

Ve aslan; verir mi cesaretini?
-yapamadıklarını yapman için sana, hiçbir şey için geç kalınmadığını anlatmaya-



Yanına gelince çözülür mü dersin, başı bağlanmış masalımın düğümü?