25 Mart 2010 Perşembe


Aklımda şarkı sözleri...



En sevdiklerim çalınıyor bugün kulaklarımda...



"geçmiş değil bugün gibi yaşıyorum hala seni, sen benim şarkılarımsın"

Bir Kadının Aldatışı 2


İstediğim tek şey özenindi.
Tüm birlikteliğimiz senin yapmacık ve bir görevmiş gibi yaşattıklarından ibaret geliyordu gözüme.
Senin beni gerçekten hissetmeni beklerken;
içimdeki savunma içgüdüsü ile buna ihtiyacım yokmuş gibi davrandım.
Şimdi sakın susmamı bekleme, çünkü senelerce içimdekileri kusmayı bekledim sana.
Sana pişmanlıklarımı anlatmayı isterken hep dinlemeyi reddetti benliğin.
 Belki de duyacaklarından korktun kim bilir.
Sevgisizliğinle bu kadar açıkça yüzleşme cesaretin yoktu.
Hazır değildin duymaya, kendini tartmaya...

Sen konuşmayınca, kendimi dinlemekten usandım.
Usandığımda farklı kaçışlar aradım.
Ama bütün yollar sana çıkmamaya başladı geri dönüş zamanlarında.
İflah olmaz bir duygu arsızı olmaya başlamıştım, doymuyorum.
Senin boşalttığın anlarımı başka kimliklerde, başka resimlerde ve seslerde doldurmaya başladım.
İşte bu noktada hissetmeye başladın belki de bir şeylerin ters gittiğini.
Alışkanlıkla yaptığım yemeklerin bile tadı değişti senin için.
Bu sefer değiştiremeyeceğin hislerin altında ezil istedim!
Çünkü zamanla senin canını acıtmayı istedim.
Acıtamadığımı, değişemeyeceğini anladığımda; ama en çok kendime kızdığımda başladım seni aldatmaya.

Başka bedenlere sen diye sığınmadım ve yaslanmadım asla başkasının göğsüne.
Kimsenin kalp atışlarını duymadım senden başka.
Ama aldatmaksa aldattım işte düşlerimde.
Dokunmadan seviştim bazı bazı.
Senin umursamazlıklarına hüzünle ve öfkeyle seslenirken, onlarla şehvetli tonlarda konuşuyordum.
"Gel" desem geleceklerdi biliyordum
ve "Gel" dediler, gitmedim.
Kirletmeye kıyamayacak kadar çok seviyordun çünkü bedenimi.
Tek sevdiğin olarak gördüğüm bedenime başka dokunuşları yüzeysel tattırmaya kıyamadım.
Nasılsa aldatmıştım ya seni vicdanım daha fazla yükü kabul etmeyecekti belki de.

-Şimdi bana "neden" diye mi soruyorsun?
"neden"...
"Çünkü senelerce sen diye baktığım her yerde yokluğunun izlerini bulmamla başladı ilk kez her şey."


* Bu yazı daha önce 1MK da ve Efsa sayfasında yayımlanmıştır. Tüm haklar yazara aittir ve İzinsiz alıntı yapılması yasal değildir.

24 Mart 2010 Çarşamba



"Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?

Tanrılardan ateş çaldım,
Yüzyıllarca tutuştum, üstüste yandım.

Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.

Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,
Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.

Prometheus'tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim.

Spartakus'tüm, köleliğin çığlığında.
Aslanlara yem oldum, tükendim.

Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,

Kerbela çölünde Hüseyin.

Zindanlarda Cem Sultan,

Sehpada Pir Sultan."
 
(*) Yusuf Hayaloğlu

Bir Kadının Aldatışı


Adam kısık sesiyle sadece -“neden ?” diyebildi
Ve kadın derecesi hiç düşmeyen bir tonla, tüm can acımışlığının verdiği oranda anlatmaya başladı.

Her şey ilk kez yalnızlığımı duyumsadığımda başladı.
Seninle konuşmak istediklerim,
sana söylemek istediklerim, hep boğazımda bir yarım kalmışlıkla tıkandı.
Biliyordum dinlesen anlayacaktın, anlatsam kurtulacaktım, ama dinlemeyi hep ret ettin.
Sana anlatacaklarım hep sıradan göründü gözüne.

Bilmiyorsun.
Karşındakinin susması dışında, birine kendini anlatmanın zorluğunu.
Yoktum gözünde, değersizdim senin için, öyle hissettiriyordun bana...
Bir bedende takılı kalmıştın sen, yokluğumu sadece bir yönde arıyordun.

Senelerce sığınmak istediğim yanlarım çoğaldı yanında.
Kapanmayan bir boşluk vardı içimde.
Çevremdekilerin farklı duygularıyla besleniyordum artık.
Adı bazen tutku oluyordu, bazen şımartılmak, bazense şefkat...
Bölük pörçük duygularla yaşamayı seviyordum.

Bilirdin bendeki bu halleri. Ama hiçbir şey demezdin.
Susardın.
Bu suskunluk anları; benim başkalarının sevgisine, ilgisine duyumsadığım hisleri bin kat artırıyordu. Anlamadın...
Ben konuştukça, sen karşılıksızdın, susmaya devam ettin.
Önceden suskunluklarımız bile anlamlı gelirdi.
Sonraki yıllarda ise sadece öfke hissettirdi bana.



23 Mart 2010 Salı

Parmaklarındaki tuzlu tadı tadan, dudaklarca...

işte o kadar fazla insan vardı aramızda... 

22 Mart 2010 Pazartesi

Artık tüm tişörtlerime seni yazdığım kelimeleri bastırıyorum ben.

Böylece tenime değen, her zaman bir sen!

Bir sonraki adımını ve bunun getirilerini hesaplamıştı. Sonuçta karşısındaki de bir insandı. Ve her insan gibi o da, benzer koşullarda benzer davranışlar içinde olurdu.

Tüm ihtimalleri göz önüne almış, bir satranç oyununu başlatmıştı. Kafasında onlarca olasılık, onlarca davranış biçimi vardı. Bu oyundan vazgeçmeyecekti. İlk kez yapabileceklerinin gücünü görmüş, bu his kendisini de korkutmuş olsa da, kendi canının acıması pahasına başladığı işi bitirecekti.

Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlardan korkmuştu seneler boyunca.
İşte şimdi yeterince sağduyulu davrandığı bu dünyada; kendisinin de kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı.

20 Mart 2010 Cumartesi


gel dedim
ama kal asla
gitmek istedim
ama kalmak asla


 

19 Mart 2010 Cuma


Ah!
Umudum kırıldı.
ÇEKİL!
Üzerine sıçramasın parçaları..
İnan kıymıklarını ben bile ayıtlayamam.

Bir masal daha üfleniyordu yüzüme, nur yüzlü teyzelerin nefesleri ile.

"Allah, son gürlüğü versin" dediler bir ağızdan.

Kutsandım ellerinde...



18 Mart 2010 Perşembe

Şu an ne isterdin diye sorsalar, gamzelerimden ilk ve son kez öpmesini derdim.


Lütfen ama lütfen kralken, soytarı olma!


Yollarımız bir kavşakta; köşelerden birbirimize bakmaktan başka, bize uğramadı.


Ayrı şehirlerin, ayrı insanlarıydık. Ben güneşin kızıydım, sen kuzeyin yıldızı...


Yanlış durakta inen bir şaşkınım.

Hep senin evine yakın durakta inmeyi adet edinen bir meczup


- "Bana inanacağım sözler verme" dedi kadın.

ve ancak susmayı bildi adam. Ne dese boşa olacaktı...


Ve senden olan. 

Bir yalan

Elimde son kalan.

Satıyorum!

Yok mu alan!


Bak işte gördün mü?
Duyguların bile traş edilmiş senin.
Aralarında hep insan kesikleri...

Bak fark ettin mi?
Kanın sinsice kurumuş bir yerde.
Öpmüşüm;
Kalıntılar benim dudak izimde.



Hadi diyelim ki, içindeki çığlıkları hiç dinlemedin, red edip duymadın.
Peki durabildin mi kendi sevginin merkezinde?
Önünde miydin?
Arkasında mı kaldın?
Sapasağlam yanında mı yoksa?

17 Mart 2010 Çarşamba

Kanıma Akdeniz karışmış benim. Soğuk duruşların ardında, ne kadar çok kan kaynatmışım.