lütfen,
Şimdi ört perdeleri.
bu ışık fazla bana
20 Nisan 2010 Salı
19 Nisan 2010 Pazartesi
ve aşk...
seni düşlerken saç diplerimin terlemesi gibi bir şey bu.
Birden bire bir ateş basması.
Adını sayıklama halleri..
Yanında olma isteği,
Koltukaltına girip çıkmak istememe.
geri sayıma giriyoruz ya,
gözlerimi açtığımda seni görmeme 5 gün kaldı...
Biliyorsun ama anladın mı bilmiyorum.
Dönüş biletimi almayı erteliyorum sürekli...
Biliyorsun ama anladın mı bilmiyorum.
Dönüş biletimi almayı erteliyorum sürekli...
15 Nisan 2010 Perşembe
14 Nisan 2010 Çarşamba
Moralimin bozuk olduğu bir zamanda, bir arkadaşım;
"Ben Efsa olsam çınar ağacı olmaya devam ederdim" demişti...
O zamandan beri ne zaman üzülsem, canım sıkılsa aklıma bu kelimeler gelir, içim rahatlar.
Kendi ismimin anlamı da bir ağacın adı olunca, huzur dolarım.
Şimdi; Çınar ağacı olmaya tam gaz devam...
13 Nisan 2010 Salı
11 Nisan 2010 Pazar
9 Nisan 2010 Cuma
Aklımda o kadar çok düşünce, o kadar çok sahne var ki. Hepsi saçma bir sıralamaya bürünmüş haldeler. Üstelik eskisi kadar önemsemediğim ve gerçekte olmanı istediğim hayale en yakın örnek sen bile farklı geliyorsun gözüme. Bir noktada sana hissettiğim (tam olarak sevgi diyemediğim) duyguyu hatırlamayı seviyorum.
Yaşlı insanların eskileri anımsayıp yüzlerinde hoş bir gülümseme yaratması gibi bir şey, bu hissettiklerim. Geçmişe dönmeyi seviyorum. Şu anda ki hislerimle karşılaştırmayı. Meğer güzel anımsanacak ne çok duygum varmış...
Hani demiştin ya bir gün "sen ne kadar sevildiğini anlamayacak kadar salaksın" diye. O an idrak edememiş, telefonun diğer ucunda kitlenmiştim. Birşeyler çıkamamıştı ağzımdan.
Keşke gerçekten sana inanabilseydim. Keşke sende birazcık daha üsteleyebilseydin.
Hani insanların pişmanlıkla söylediği keşkelerden biri değil bu. Sadece bir parça merak fazlalığı. Yoksa değişen bir şey olamayacağını, uzun ayrılıkları bu ilişkinin kaldıramayacağını bir şekilde biliyordum.
Şimdi düşünüyorum da birbirimizi sevme biçimlerimiz ne kadar da farklıymış.
Biliyorsun, seni hiçbir şey suçlamıyorum, "bir neden" de aramıyorum artık olmayışlarına.
Bazı şeylerin açıklaması yok. Mazereti yok. Öğreniyorsun zamanla.
Sadece olmuyor bazen. Bazen bazı şeyleri oturtamıyorsun.
Seninle bende böyleydik işte.
Ne aynı adımları atabildik. Ne de öne çıkışlarla birbirimize yakınlaşabildik.
Hoş kal sevgili,
Ben böyle daha mutlu ve huzurluyum. Umarım sende hayattan bu önde nasibini alabilirsin.
Biliyordum her şeye değerdi bekleyişlerim.
Değdi de.
Sonunda geldin.
O anı hep düşledim biliyor musun?
Bulunduğumuz an, yeni bir ayrılığın kavuşması olsa da.
(Sen duymuyordun, ama ben hep seni anlatıyordum.
İki lafımın arasına mutlaka adını karıştırıyordum.)
Şimdi;
Yüzüne bakıyorum…
Yüzüme bakıyorsun…
Yüzünde kendime ait izler arıyorum.
Bir bakıştan bin anlam çıkartmak oluyor düşlerimiz.
Seni seviyorum ve fark ediyorum ki;
Sana sevgim arttıkça, kendime hayranlığım artıyor.
(Tükenmeyen bir alfabeyi yeni okumayı deneyen bir çocuk gibi
Ve bir çocuğun ilk kez gördüğü şeye hayretle bakması gibi.)
Evet,
Seni seviyorum.
Ama belki de en önemlisi sende ben kendimi seviyorum.
Yanında itirazsızım.
ve hatırlatayım;
Bana yazdığın her harf için bir öpücük borçlusun.
:)
8 Nisan 2010 Perşembe
Kaydol:
Yorumlar (Atom)