4 Haziran 2010 Cuma

Sana vaad edittiğim bir toprağı sunuyorum.
İstediğin gibi gir diye, cennetin kapısını aralıyorum.
İçimde bir çağlayan, sesine eşlik ediyor düşlerimde.
Gel,
Bir yetmez.
Binlerce kez kutsanalım sevgilim.

2 Haziran 2010 Çarşamba

İstiyorum ki;
Ellerin tenime dokunurken yabancılaşmasın.
Ellerin sevgilim, kasıklarımda yamalansın.



Ben sana pabucumu tek giyipde gelmiştim.
Atmana bir şekilde engel olabilirim belki diye.

1 Haziran 2010 Salı



Bugün; bir şey söylemeye takatim yok sanki... Tam herşey yoluna giriyor, sınav stresi kalmadı, her şey yolunda gidiyor çok şükür dediğim bir noktada sıra ile moral bozucu şeyleri yaşıyorum.

Tek söyleyebileceğim. Hayatımda olduğu için mutlu olduğum birinin bu kadar kolay vazgeçebiliyor oluşu, canımı yakıyor bazen. İçimdekileri tam anlamıyla anlatmaya çabalarken, doğru sözcük bulamamaktan yakınıyorum. Evet bocalayıp, ciddi gaflar yapıyorum ama samimiyetime inandığını da biliyorum. Sadece uzaklığın bir getisi olarak, sözcüklerin yetmediği anlarda keşke diyorum duygularımı ifade edebilmek için mimiklerimi, ellerimi kullanabilsem. Ama bunlar olmadan bir sevgiyi sözcüklere sığdıramamanın ezikliğini yaşıyorum ben bile! Kuyunun dibindeki kurbağa değilim, gözkyüzünün sadece kuyunun ağzı kadar geniş sanan. Sadece seviyorum ve nedeni, azı, çoğu yok. Geçenlerde onun da eklediği ve benimde bayıldığım o sözcükler gibi...
"Bir nedeni yok, yalnızca öptüm" 



30 Mayıs 2010 Pazar


tenin bayramlık gibi,
Bir çocuk sevinci yaratıyor bende.

28 Mayıs 2010 Cuma


Ben seni hep kardeşim gibi sevdim.
O şen şakrak gülüşünü,
Keçi gibi apollon tapınağında benim cesaret edemediğim yerlere tırmanışını,
Kafalarımız birmilyon halaylar çekişimizi, göbek atışlarımızı.
Yanında çekinmeden serdiğim sofrabezini,
Sabah kalkında gördüğüm yüzünü sevdim.

İçtenliğini,
pırıl pırıl bakışını,
Bana fal bakışındaki harfleri bile sevdim.
Senden sonra kimse falıma bakmadı benim bilesin.

Ateş böceğim, sen benim sadece dünüme, bugüne sığdıramayacağım kadar özel,
İlk kez evime çekinmeden kabul ettiğim birisin.
Senin için elimden gelenin en iyisini yapacağımı bilirsin.
Lütfen inan, herşey güzel olacak.
(yanıma geldiğinde-geldiğimde) o iç seslerinin üzerinde tepineceğim.

Geleceğimde bile var ol olur mu?


Gamzelerime bile sığdıramadığım, çoğunun hafızasında ufak bir tebessüm bıraktığım aşklar yaşadım.
Biri yanağımı sevdi, bir diğeri saçlarımı.

Evlendiğim adam ellerimi, avuçiçlerimi öperdi.
Kokumu severdi...
"Dünyada senden daha güzel kokan kimse olamaz" derdi.
Sonra tuttu başkasını sevdi.
Bezelyenin isteği dışında görüşmediğim, 3 yılda 5-6 kez gördüğüm bir adama dönüştü...

İlk kez birine yaklaşıp "biz birlikte olmalıyız" dediğim adam.  
Sokak ortasında dans ettiğim adam.
O da seneler sonra hayıflanarak gelip beni buldu parmağında ki yüzüğe aldırmadan.
Hayırları anlamadığı zamanlarda her fırsatta yineleyip durduğu bir sürü aşk sözcükleri ile...

Sonra başkası, bir başkası...

Bir taburedeki dik oturuşumu bile seven adam tanıdım.
Biri şaşkınlıklarımı sevdi, diğeri vucudumun bir noktasını.
Biri huyumu övdü, bir başkası insanlığımı.
Biri parmaklarımı tuttu, bir diğeri tutamadan.
Biri arkadaşım kaldı daha başladan.

Abim diye sevdiğim bir adam daha vardı.
Kızkardeşi ile sırlarımı paylaşırdım, 1,5 sene birlikte olduğum insanın en yakın arkadaşıydı.
En son hatırladığım; ailesinin yanında bağıra bağıra beni sevdiğini ve evlenmek istediğini haykırdığıydı.
Şu an ailesi ile görüşüp ne kendisi ile ne de kızkardeşi ile görüşmediğim...

Bir başka adam vardı. duruşumu seven.
"O kadar asil, güçlü ve gururlu duruyorsun ki, yanındaki adamın sana birkaç beden eksik geldiği izlenimini yaratıyorsun" demişti.
Ama yine evli olduğunu araştırınca öğrenmiştim. Sadistin tekiydi, bir daha hiç görmedim.
Ve hayatıma girip etki eden bir adam daha kaldı evli çıkan.
Ve evli olduğunu bilmeden aşık olduğum, ayrıldım diyerek beni kandırmış adam.
Bir daha bana bulaşırsa, karısını arayacağıma yemin ettiğim bir adam.

Evlilik atılan bir imzadan, verilen bir sözden, takılan bir yüzükten daha değerliydi.
ve Nazım yine çok doğru ama eksik kalan bir söz söylemişti:
"en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı"
Ayrılmak isteyen tarafın ölmesi mi daha güzeldi, güzel hatırlamak için.
 Nazım Vera' yı bulduğunda ne hissetmişti? Ne hissettirmişti Piraye' ye farkında mıydı?
Ah erkekler "ne olacağını sanarak evleniyorsunuz ki?" diye mi sormalı, ne demeli bilmiyorum.
Tek bildiğim bir ilişkiyi bile bitirmeden başlamak isteyen adamlar tanıdım.
Hepsinde aynı derecede iğrendiğim, samimiyetsiz gülücükler serptiğim.


27 Mayıs 2010 Perşembe


Burnundan dudaklarına inen ter olmak istedim.
Birazda;
bir kızılderilinin siyah örgülerine saklanmak.
Şamanların ellerinde,
Brahmanların eteğine saklanmak...

Tagore kalsın mezarından şimdi!
avaz avaz bağırıyorum işte.
uyansın!
"lamba söndü"
düşümde, düşlerim düzüldü.
Düştüm,
Güveler yedi beynimi.

İçime bir liberal kaçtı.
Savunduklarını haykırıyor.
Gözleri sert esen rüzgarlardan yaşarmıyor.
Siyaha öyle bandırılmış ki; beyazlar kör edemiyor.

Çöz saçlarımın ucundaki kurdeleyi.
İçimdeki ağaç, yüzük parmağını uzatmış bekliyor,
Senin bağlayıp dilek dilemeni...

Gölgemin üzerine gölgenin düşüşünü bile sevdim.
Benden bir basamak yüksekte durup, alnımdan öpüşünü.
Başımı göğsüne dayayışımı.

Aşkımmm, yolum yoluna çıksın diye;
Havva olup Ademe sunmak için, o elmayı ben çaldım Tuba ağacından!





Ne kadar örtbas etsende,

kükremesinin ardına saklanmış bir kedi gibisin.




Bana bir yatak hazırla.
Yastıklarında, başka kadınların izleninin olmadığı...

Masallarımın yokmuş tarafında ki sevgili!
Ölmeye geliyorum çarşafına...
Ne içimden geçtin, ne hayatımdan...
Bu kadardı.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Sakallarının çıkış şeklini sevdim.
ve yüzümde hissedişlerimi.
Çenemde,
Dudaklarımda,
Burnumda.

Ellerimde,
yüzünün kokusunun kalmasını bile sevdim.

Bugün;
teninle alınan bir teyemmüm diliyorum kendime...
Şu aralar cevaplarından korkmadığım ama nedense sormak istemediğim sorularla dopdoluyum!


25 Mayıs 2010 Salı

gelme peşimden!
bir halay zamanı çekilen mendil bile olamam ben.
ellerinden kayar giderim.



Ben kasım kızıyım sevgili,
Baharların hep sonunu yaşarım.
En çok bu yüzden
 sana güneşi veremem mesela,
Sana maviyi, yeşili yeniden veremem.
Renklerim fludur benim,
Bakışlarım sepya

Senden vazgeçmek, kendimden vazgeçmek sevgili.
Kendimden geçemem...

 

24 Mayıs 2010 Pazartesi


"Üzülme..."
der Mevlana ve devam eder;
"Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,
Tek kanatla uçulmaz zaten.
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,
Kilimin tozunu almaktır.
Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.
Niye kederlenirsin?
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.
Yüzük ol...mak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır.
Bir sırrı ne kadar içinde saklarsan o kadar derinleşir.
Aşka yanmalı, Can dediğin...
Ya canın olmalı; Ya da,canını almalı...
Yar diyemezsin ki herkese, İçindeki yaran olmalı...
Herkesin de bir yüreği vardır amma,
Yürek dediğin de, Bir Aşka yanmalı.."

Ne kadar güzel değil mi?

Mektuplar / Kelimeler Üzerindeki Toz Zerrecikleri

Merhaba Sevgili,

Uzun zaman oldu sana yazmayalı değil mi?
Evet, gerçekten çok olmuş. Hatta yeri gelmiş bende bile tozlanmış bazı anılar. Zamanında kirlenmesinler diye çabaladığın iletişimin eksildiğini oturup tarttığında ve bu sonuçtan fazlası ile yorulmuş bir şekilde çıkınca anlarsın ya...

Tek taraflı mücadeleler bile bir yere kadar veriliyormuş. İçinden çıkan, aklından da çıkarmış...
Elbette bunca zamandır olmayışıma mazeretler üretmiyorum.

Emin olduğum tek şey! "Seni yaşamaktan ziyade, yazmayı tercih eden bir benliğimin oluşu idi".

Ama ya sen? Birkaç hafta önce yapmaya çalıştığın neydi sahi? Kürkçü dükkanı gibi hissettirdiğinin farkında mıydın? Hani köprünün altından çok sular aktığını kanıtlarcasına bir geç kalmışlık hissi yaşamadığına eminim. Ama akmıştı sevgili.

Biliyor musun? Aslında senin yokluğun, varlığından daha güzel bundan emin olabilirsin. Ömründe bir kez olsun bu duyguyu yaşayabilmeni isterdim mesela. Sahi öyle bir şey olsa kendi yokluğuna ne yazardın? Gerçi kızardın bu duruma, benim olmalı tavırlarıyla. O kadar sabırlı bir insan değilsin çünkü. Ben de senin kadar geniş.

Ben zaaflıydım.
Sen kusurluydun sevgili.
Keşke senin kadar kusurlu olsabilse idi sevgim de...

Geçtiğimiz yıllarda ihtimallerin arasında dolanırken ve umudun hala benimle olduğu anların hepsinde; sana kızıp - bağırmak, elimden gelen ne varsa ardıma koymak istemediğim geçmişimde; bana yazdığın tüm o güzel cümlelerin üzerinde oluşmuş tozlarını, balkondan aşağıya silkeleyip sokaktan geçenleri bile kirletmek istedim. Görmeliydi herkes, bu kayıtsızlığını. Söylediğin tüm sözcüklerinin artık umurunda olmadığını bilmek, kendimi en kötüsüne hazırlamama yol açıyordu. Ve ben buna katlanamıyordum.

Yokluğunda hayatımı anlamlaracak şeyler bulmayı denerken; şimdi, ucundan tutarak kaldırdığım ve altına itelenecek tek bir harf kalmadı bile içimde.
Ben seninle birlikte sayılan 7. basamaktan ibarettim sadece... Bırak rakamları alfabe de bile...!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

ne garip,
Aşkımın bir noktası yok.
Benim kaderim sende virgüllerle yazılmış!

Yine de hiçbir kelime yetmez seninle olan hikayemi mutlu sonla bitirmeye.