10 Haziran 2010 Perşembe

Merhaba Sevgili,

Artık seni sadece sevgili olarak andığımın farkındasın değil mi? Sonuna "m" harfini eklediğim tüm sözcükleri yuttum geçenlerde. Yalnız boğazımdan geçerken zorlandı. Yani soluk borumu tıkadı biraz, nefesimi sarstı. Ama yuttum! Mideme oturmasına müsaade etmeden çıkarttım içimden... "Ayakta su içme" derdi annem. "Böbreklerine gitmez sonra, süzmez içindekileri" Bende midemde oyalanmadan git istedim. Bulandırma beni daha fazla diye...

Önceden önümde alışkanlığın verdiği bir süreç vardı atlatacağım... Ve ben özledim işte. Bazen yanımda ol istedim. Tenine dokunayım. Ellerimde kokun kalsın istedim... Ve bazende defalarca kendimle çelişip intihar ettim ben sende. Defalarca dirildim. Beni okumayı sevdin ya kendini gördükçe! İşte tam bu yüzden kestim bileklerini kelimelerimin. Kırmızı (ben) akarken, siyahlaştılar (senleştiler) iyice...
 
Bugün güzel bir veda istedim senin için. Güzel hatırlayalım birbirimizi, yazdığımız gibi. Vedayı, bana yazdığın bir cümle ile bitiriyorum. Yolun açık olsun Sevgili...

"Aklıma geldikçe sen, ben kendimi gizleyecek bir yerler arıyorum. Gizlediğim yerlerde sen varsın çünkü... Buldukça miraca çıkıyorum. Ört üstümü."

9 Haziran 2010 Çarşamba


Ne yapılırsa yapılsın.
Su testisi su yolunda kırılıyor!

Sevgili Hatsumomo' nun Orman testi yazısını okuyunca gülümsedim ve kendisine bir yorum yazmaya giriştim. Ama baktım uzun sürüyor post halinde belirtmek istedim yorumumu. Ve testin benim bildiğim şekli. :)

Ben bir kapı açıyorum ve ormana giriyorsun..
Yalnız mısın? Yanında birisi var mı?
Ormanda ki ağaçları tarif edebilir misin? (uzun mu kısa mı)
Bu ormanda senden başka canlı  / hayvan var mı? (hangi tarz hayvanların olduğu gibi)
Hava nasıl? Bulutların biçimlerini tarif edeilir misin?

Şimdi yürüyorsun ve karşına bir kutu kola çöpü çıkıyor. Ne yaparsın? O çöpü orada bırakır mısın? Üzerinden atlayıp geçer misin, yoksa yol boyu bir çöp bulma umudu ile yanında mı götürürsün?

Ve devam ediyorsun. Karşında ufak bir dere ve seni taşıyabilecek genişlikte ve ağırlıkta bir odun. Ne yaparsın? Ayakkabıları çıkarıp, sudan cıp cıp geçermisin? Yoksa kütüğün üzerinden güvenle mi geçmeyi tercih edersin. (Kütüğü seçerse kişi; peki ayaklarına su sıçradı mı diye soruyoruz.)

Yürümeye devam ediyorsun. Yürürken sağ yanında bir duvar olduğunu fark ediyorsun. Duvarın arkasında ne var diye bakar mısın, yoksa o duvarın yanından ürüyüp geçer misin? (eğer bakıyorsa kişi, ne var diye soruyoruz)

Karşımızda bir ev çıkıyor. Evi tarif edebilir misin?

Evin içine giriyorsun. Tam bir odasına girdiğin anda karşına saldırgan bir köpek çıkıyor. Elinde de kendini koruyabileceğin büyüklükte bir bıçak var. Onunla mücadele eder misin, yoksa açık olan kapıdan kaçıp başka bir odaya gider misin?

Evin mutfağındasın, köpek diğer tarafta kilitli kaldı. Yemek masası kaç kişilik? 

Ve son olarak evde bir tablo var. Tabloyu anlatır mısın?



* Kendi hatırladığımca açıklamaya çalıştım. :) Testi çözmek isteyenlere kolay gelsin diyor ve kaçıyorum :))

8 Haziran 2010 Salı


Ben cennetin kapısını aralıyordum
Sen giriyordun...
İçime bir sen kaçıyordu.
Yüzümdeki çillerim gibi çoğalıyordun an be an.

Tokamdan tutup, saçlarımı salıyordun sol omzuma doğru.
Burnunu ensemde hissettiğim an hayat duruyordu.
Her yerim sen oluyordun...




4 Haziran 2010 Cuma


Öyle bir an olmalı ki, yaşayacaklarımızı önceden hissetmen için karın boşluğuna ürpermeler göndermeliyim.
Kutsal sayılmalı tüm zeytin dalları vücutlarımızda.
Tüylerini ürperten esintin, ben olmalıyım!
Ve sen sevgilim,
Ağzımdaki tüm boşluklarda kaybolmalısın!


Sana vaad edittiğim bir toprağı sunuyorum.
İstediğin gibi gir diye, cennetin kapısını aralıyorum.
İçimde bir çağlayan, sesine eşlik ediyor düşlerimde.
Gel,
Bir yetmez.
Binlerce kez kutsanalım sevgilim.

2 Haziran 2010 Çarşamba

İstiyorum ki;
Ellerin tenime dokunurken yabancılaşmasın.
Ellerin sevgilim, kasıklarımda yamalansın.



Ben sana pabucumu tek giyipde gelmiştim.
Atmana bir şekilde engel olabilirim belki diye.

1 Haziran 2010 Salı



Bugün; bir şey söylemeye takatim yok sanki... Tam herşey yoluna giriyor, sınav stresi kalmadı, her şey yolunda gidiyor çok şükür dediğim bir noktada sıra ile moral bozucu şeyleri yaşıyorum.

Tek söyleyebileceğim. Hayatımda olduğu için mutlu olduğum birinin bu kadar kolay vazgeçebiliyor oluşu, canımı yakıyor bazen. İçimdekileri tam anlamıyla anlatmaya çabalarken, doğru sözcük bulamamaktan yakınıyorum. Evet bocalayıp, ciddi gaflar yapıyorum ama samimiyetime inandığını da biliyorum. Sadece uzaklığın bir getisi olarak, sözcüklerin yetmediği anlarda keşke diyorum duygularımı ifade edebilmek için mimiklerimi, ellerimi kullanabilsem. Ama bunlar olmadan bir sevgiyi sözcüklere sığdıramamanın ezikliğini yaşıyorum ben bile! Kuyunun dibindeki kurbağa değilim, gözkyüzünün sadece kuyunun ağzı kadar geniş sanan. Sadece seviyorum ve nedeni, azı, çoğu yok. Geçenlerde onun da eklediği ve benimde bayıldığım o sözcükler gibi...
"Bir nedeni yok, yalnızca öptüm" 



30 Mayıs 2010 Pazar


tenin bayramlık gibi,
Bir çocuk sevinci yaratıyor bende.

28 Mayıs 2010 Cuma


Ben seni hep kardeşim gibi sevdim.
O şen şakrak gülüşünü,
Keçi gibi apollon tapınağında benim cesaret edemediğim yerlere tırmanışını,
Kafalarımız birmilyon halaylar çekişimizi, göbek atışlarımızı.
Yanında çekinmeden serdiğim sofrabezini,
Sabah kalkında gördüğüm yüzünü sevdim.

İçtenliğini,
pırıl pırıl bakışını,
Bana fal bakışındaki harfleri bile sevdim.
Senden sonra kimse falıma bakmadı benim bilesin.

Ateş böceğim, sen benim sadece dünüme, bugüne sığdıramayacağım kadar özel,
İlk kez evime çekinmeden kabul ettiğim birisin.
Senin için elimden gelenin en iyisini yapacağımı bilirsin.
Lütfen inan, herşey güzel olacak.
(yanıma geldiğinde-geldiğimde) o iç seslerinin üzerinde tepineceğim.

Geleceğimde bile var ol olur mu?


Gamzelerime bile sığdıramadığım, çoğunun hafızasında ufak bir tebessüm bıraktığım aşklar yaşadım.
Biri yanağımı sevdi, bir diğeri saçlarımı.

Evlendiğim adam ellerimi, avuçiçlerimi öperdi.
Kokumu severdi...
"Dünyada senden daha güzel kokan kimse olamaz" derdi.
Sonra tuttu başkasını sevdi.
Bezelyenin isteği dışında görüşmediğim, 3 yılda 5-6 kez gördüğüm bir adama dönüştü...

İlk kez birine yaklaşıp "biz birlikte olmalıyız" dediğim adam.  
Sokak ortasında dans ettiğim adam.
O da seneler sonra hayıflanarak gelip beni buldu parmağında ki yüzüğe aldırmadan.
Hayırları anlamadığı zamanlarda her fırsatta yineleyip durduğu bir sürü aşk sözcükleri ile...

Sonra başkası, bir başkası...

Bir taburedeki dik oturuşumu bile seven adam tanıdım.
Biri şaşkınlıklarımı sevdi, diğeri vucudumun bir noktasını.
Biri huyumu övdü, bir başkası insanlığımı.
Biri parmaklarımı tuttu, bir diğeri tutamadan.
Biri arkadaşım kaldı daha başladan.

Abim diye sevdiğim bir adam daha vardı.
Kızkardeşi ile sırlarımı paylaşırdım, 1,5 sene birlikte olduğum insanın en yakın arkadaşıydı.
En son hatırladığım; ailesinin yanında bağıra bağıra beni sevdiğini ve evlenmek istediğini haykırdığıydı.
Şu an ailesi ile görüşüp ne kendisi ile ne de kızkardeşi ile görüşmediğim...

Bir başka adam vardı. duruşumu seven.
"O kadar asil, güçlü ve gururlu duruyorsun ki, yanındaki adamın sana birkaç beden eksik geldiği izlenimini yaratıyorsun" demişti.
Ama yine evli olduğunu araştırınca öğrenmiştim. Sadistin tekiydi, bir daha hiç görmedim.
Ve hayatıma girip etki eden bir adam daha kaldı evli çıkan.
Ve evli olduğunu bilmeden aşık olduğum, ayrıldım diyerek beni kandırmış adam.
Bir daha bana bulaşırsa, karısını arayacağıma yemin ettiğim bir adam.

Evlilik atılan bir imzadan, verilen bir sözden, takılan bir yüzükten daha değerliydi.
ve Nazım yine çok doğru ama eksik kalan bir söz söylemişti:
"en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı"
Ayrılmak isteyen tarafın ölmesi mi daha güzeldi, güzel hatırlamak için.
 Nazım Vera' yı bulduğunda ne hissetmişti? Ne hissettirmişti Piraye' ye farkında mıydı?
Ah erkekler "ne olacağını sanarak evleniyorsunuz ki?" diye mi sormalı, ne demeli bilmiyorum.
Tek bildiğim bir ilişkiyi bile bitirmeden başlamak isteyen adamlar tanıdım.
Hepsinde aynı derecede iğrendiğim, samimiyetsiz gülücükler serptiğim.


27 Mayıs 2010 Perşembe


Burnundan dudaklarına inen ter olmak istedim.
Birazda;
bir kızılderilinin siyah örgülerine saklanmak.
Şamanların ellerinde,
Brahmanların eteğine saklanmak...

Tagore kalsın mezarından şimdi!
avaz avaz bağırıyorum işte.
uyansın!
"lamba söndü"
düşümde, düşlerim düzüldü.
Düştüm,
Güveler yedi beynimi.

İçime bir liberal kaçtı.
Savunduklarını haykırıyor.
Gözleri sert esen rüzgarlardan yaşarmıyor.
Siyaha öyle bandırılmış ki; beyazlar kör edemiyor.

Çöz saçlarımın ucundaki kurdeleyi.
İçimdeki ağaç, yüzük parmağını uzatmış bekliyor,
Senin bağlayıp dilek dilemeni...

Gölgemin üzerine gölgenin düşüşünü bile sevdim.
Benden bir basamak yüksekte durup, alnımdan öpüşünü.
Başımı göğsüne dayayışımı.

Aşkımmm, yolum yoluna çıksın diye;
Havva olup Ademe sunmak için, o elmayı ben çaldım Tuba ağacından!





Ne kadar örtbas etsende,

kükremesinin ardına saklanmış bir kedi gibisin.




Bana bir yatak hazırla.
Yastıklarında, başka kadınların izleninin olmadığı...

Masallarımın yokmuş tarafında ki sevgili!
Ölmeye geliyorum çarşafına...
Ne içimden geçtin, ne hayatımdan...
Bu kadardı.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Sakallarının çıkış şeklini sevdim.
ve yüzümde hissedişlerimi.
Çenemde,
Dudaklarımda,
Burnumda.

Ellerimde,
yüzünün kokusunun kalmasını bile sevdim.

Bugün;
teninle alınan bir teyemmüm diliyorum kendime...
Şu aralar cevaplarından korkmadığım ama nedense sormak istemediğim sorularla dopdoluyum!