19 Ocak 2011 Çarşamba


Bir gidişi mi?
Bir kalışı mı?
Miras bıraktım sana, seçemiyorum.

Hayatla sidik yarıştıracak kadar çok büyük bir kumardı oynadığım..
Kaderi başımın tacı yapamayacak kadar yamuk taktım...
Bir taşı eksik, eğreti kaldı saçlarımda.
Kendi boyumu aştım!

18 Ocak 2011 Salı

Ah be adam!
Neden anlayamadın?

Ben ömrüm boyunca senin için açabilirdim saçlarımın tokasını!


İnsan adıyla yaşar derler.
Benimkisi bir ağaç ismi.

Yalnız insan bazen kendisinin dalı olmaktan usanıyor.
Tek başına dimdik/eğik durmaktan...

Bazen sadece birileri gelsin ve sırf onu mutlu görmek adına bir şeyler yapsın istiyor...

17 Ocak 2011 Pazartesi


"İntizar ettiğim birisi yok, dua ediyorum hayatıma giren yanlış kişiler için...
 Bana gelince ben, hazan yüzlü bir adamı aradım hep..."

Lale Müldür

İstikrarlı olarak karar alamadığımı, verdiğimde öğrendim.

Benim kararlarım ani gelişen, bir anda gerçekleşen eylemlere dönüşüyordu.
Ve ben "artık şunu şöyle yapacağım" dediğim her şeyde çuvallıyordum...

Kararlarımın istikrarlı olmadığını, yapbozu bozduğumda anladım!

14 Ocak 2011 Cuma


Şu an faili belli bir cinayetin, çelimsiz maktülüyüm...
Katilim sensin..
Failim sen...



İkidir falımda ölümler çıkıyor.
Az kalmış gibi herşeyin bir bir olmasına...

Hayatım bir devrim gibi...
En çok da taraflarım devriliyor.
Olan hep bize oluyor..



OndörtOcakİkibinonbir
Yokuz...

Birbirimizin hayatında olmaktan vazgeçeli günler; "ay" diye anılır oldu.
Varlıklarımızı tam yaşayamadan, yokluklarımızla erken tanıştık.
Sen, gerçektin! Salıncağımı asla yükseklere çıkartamayacağını biliyordun..

Geleceğe taşımak için, götürdüğümüz bir avuç su gibiydik. Ve sen kendi öngörülerinle bunun gerçekleşmeyeceğini düşündüğün için bana hiç umut veremedin. Taşıyabilir miydik bilmiyorum, ama kesinlikle denemeliydik...
Ve sen sevgilim, hislerini kendinde yaşatacak kadarda bencildin aynı zamanda. Ama biliyor musun, ketumluğunu anlamamı beklemen bence bana karşı yaptığın en önemli haksızlıktı. Sonunda duyguları birbirine fazla gelen iki insandan öteye gidemedik birlikte.

Oysa ki; 
Uyanmak istedim seninle yeni güne. Ellerine, burnuna, alnına dokunmak istedim. Alnına adımı yazmak istedim en hayalperest halimle... Bir yazgıyı yazmakla, yaşamak arasındaki gerçektin. Ve ben o yazgıyı değiştiremeyeceğimi belkide baştan bilmeliydim...!

Ateşinle yanarken ve annemin kocakarı ilaçları merhem olamazken, kor olmakla, köz olmak arasındaki o ince çizgide debelenirken, senin için bir kozdan ibaret olduğumu düşündürttün! Bazen sana kızıp, hırslanıp küllerimden oluşan o dumanla boğul istiyorum anlıyor musun? Boğazımda bir düğüm gibi kalmana içten içe sinirleniyorum. Çok istemiştim... Harflerine tutunmaya, kelimelerinde kendime dair yer açmaya, yarına dair umutlar tazelemeye hazırdım! Hevesimi kursağımda bıraktın...

Zaman geçiyor. artık "geçire geçire geçirilen günler" diye nitelendirmiyorum onu. Garip bir biçimde yokluğunla yaşamayı ve buna alışayı öğrendim. Sanki hala benimsin gibi.. Sana kızarak kusmak istediğim tüm kelimeler köşelerine çekilmiş gibiler. Seni yok saymaktan vazgeçtim. Yokluğunu kabullendim.

İçimde zerre pişmanlık yok.. İyi olduğunu bilmek yetecekmiş gibi geliyor şu sıralar.
Sen iyi ol, bende olacağım...

13 Ocak 2011 Perşembe


Ellerimde bir sürü varlık kelimeleri..
Yokluğunu yazıyorlar ne yazık!


Bir yazıyı daha yarım bıraktım..
Tıpkı kursağımda kalışın gibi...
Ama bazen öyle bir an geliyor ki; bu kez açık bıraktığım kapıyı kapatmak için elimi uzatmak istiyorum. 
Ama artık çok geç!
Biliyorum...

12 Ocak 2011 Çarşamba


"Aşk kaçmaktan çok kovalamaktır,
görmekten çok özlemek,
gitmekten çok beklemek,
aşk öyle haindir ki nerde imkansız varsa ona gider Akrep Burcu"

Diye yazmışlar...
Kimbilir...


11 Ocak 2011 Salı

Her elime aldığım kitabın ön ve arka kapaklarına baktıktan sonra, 135. sayfasına bakmam gibiydin... 
Hangi kitapta seni arıyordum aslında bilmiyordum.


Olsun, sen yine de üzülme..
Ben bildim sendeki yerimi...
Haddimi...


Bir yazgıyı yazmakla, yaşamak arasındaki gerçektin ve ben o yazgıyı değiştiremeyeceğimi bilmeliydim....

Uyanmak istedim seninle yeni güne.
Ellerine, burnuna, alnına dokunmak istedim.
Alnına adımı yazmak istedim en hayalperest halimle...

6 Ocak 2011 Perşembe

Tüm ertelediğin, korkup kaçtığın duyguları ekledin ya kefeme, eyvallah da...
Bu ağırlığımı paylaşmayı neden bir kez olsun düşünmedin?

Eylem hazırlığında tüm kelimelerim, isyanlarda...
Noktalama işaretlerim sereserpe.
Sürekli onu işaret etmekten yorulmuşlar.
Babamın izinden yürümediği için solcu ilan edilen abim gibiyim.
Devrimlerdeyim...
İçimdeki en kominist, en muhafazakar yönlerimle yazdığım adamı, alaşağı edebilecek kadar da gözüpeğim!
Artık tüm cümleler sağdan sola yazılacak!


5 Ocak 2011 Çarşamba

/ Beş Ocak İkibinonbir /

Bugünde "unutacağım" diyorum kendi kendime.
Unutmak için direnen benliğime seni hatırlatıyorum.
Biliyorum, geçecek bu sızı; acıtsada kanatmayacak birgün yokluğun.
Bugün msn yi açtım..
Engelini kaldırdım...
Tıpkı geçenlerde bir arkadaşımda okuduğum ve aklımda kalan dizeler gibi:

"Bu defa bu oyuna yenilmek için başlıyorum"
Ben seni uzaktan sevsemde mutluyum.



Tüm yazdıklarım beynimdeki 'ur'laraydı. Birden kesip atınca dahada çoğalmalarından korktuklarım...


Aslında hep farkındaydım senin için bir havaalanı olduğumun.
İstediğin saatte siktirip gider, istediğin gece / özellikle ben uykudayken / ağzına sıçmak için uykularımın / inerdin bana sertçe, frensiz, ışıksız ve gürültülü!
Bir merdiven akardı, akardı tüm basamakları ergenliğimin giderken sen...
Çoğunluk ağlardım!
Dişlerim ağarırdı inan. Bir köpek havlardı, bir kedi miyavlar, bir keçi geviş getirirdi.
Tüm şehir siktir olup giderdiniz, tüm binalar, tüm sokak lambaları ve şiirler...

* Rahman Yıldız