30 Mayıs 2010 Pazar


tenin bayramlık gibi,
Bir çocuk sevinci yaratıyor bende.

28 Mayıs 2010 Cuma


Ben seni hep kardeşim gibi sevdim.
O şen şakrak gülüşünü,
Keçi gibi apollon tapınağında benim cesaret edemediğim yerlere tırmanışını,
Kafalarımız birmilyon halaylar çekişimizi, göbek atışlarımızı.
Yanında çekinmeden serdiğim sofrabezini,
Sabah kalkında gördüğüm yüzünü sevdim.

İçtenliğini,
pırıl pırıl bakışını,
Bana fal bakışındaki harfleri bile sevdim.
Senden sonra kimse falıma bakmadı benim bilesin.

Ateş böceğim, sen benim sadece dünüme, bugüne sığdıramayacağım kadar özel,
İlk kez evime çekinmeden kabul ettiğim birisin.
Senin için elimden gelenin en iyisini yapacağımı bilirsin.
Lütfen inan, herşey güzel olacak.
(yanıma geldiğinde-geldiğimde) o iç seslerinin üzerinde tepineceğim.

Geleceğimde bile var ol olur mu?


Gamzelerime bile sığdıramadığım, çoğunun hafızasında ufak bir tebessüm bıraktığım aşklar yaşadım.
Biri yanağımı sevdi, bir diğeri saçlarımı.

Evlendiğim adam ellerimi, avuçiçlerimi öperdi.
Kokumu severdi...
"Dünyada senden daha güzel kokan kimse olamaz" derdi.
Sonra tuttu başkasını sevdi.
Bezelyenin isteği dışında görüşmediğim, 3 yılda 5-6 kez gördüğüm bir adama dönüştü...

İlk kez birine yaklaşıp "biz birlikte olmalıyız" dediğim adam.  
Sokak ortasında dans ettiğim adam.
O da seneler sonra hayıflanarak gelip beni buldu parmağında ki yüzüğe aldırmadan.
Hayırları anlamadığı zamanlarda her fırsatta yineleyip durduğu bir sürü aşk sözcükleri ile...

Sonra başkası, bir başkası...

Bir taburedeki dik oturuşumu bile seven adam tanıdım.
Biri şaşkınlıklarımı sevdi, diğeri vucudumun bir noktasını.
Biri huyumu övdü, bir başkası insanlığımı.
Biri parmaklarımı tuttu, bir diğeri tutamadan.
Biri arkadaşım kaldı daha başladan.

Abim diye sevdiğim bir adam daha vardı.
Kızkardeşi ile sırlarımı paylaşırdım, 1,5 sene birlikte olduğum insanın en yakın arkadaşıydı.
En son hatırladığım; ailesinin yanında bağıra bağıra beni sevdiğini ve evlenmek istediğini haykırdığıydı.
Şu an ailesi ile görüşüp ne kendisi ile ne de kızkardeşi ile görüşmediğim...

Bir başka adam vardı. duruşumu seven.
"O kadar asil, güçlü ve gururlu duruyorsun ki, yanındaki adamın sana birkaç beden eksik geldiği izlenimini yaratıyorsun" demişti.
Ama yine evli olduğunu araştırınca öğrenmiştim. Sadistin tekiydi, bir daha hiç görmedim.
Ve hayatıma girip etki eden bir adam daha kaldı evli çıkan.
Ve evli olduğunu bilmeden aşık olduğum, ayrıldım diyerek beni kandırmış adam.
Bir daha bana bulaşırsa, karısını arayacağıma yemin ettiğim bir adam.

Evlilik atılan bir imzadan, verilen bir sözden, takılan bir yüzükten daha değerliydi.
ve Nazım yine çok doğru ama eksik kalan bir söz söylemişti:
"en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı"
Ayrılmak isteyen tarafın ölmesi mi daha güzeldi, güzel hatırlamak için.
 Nazım Vera' yı bulduğunda ne hissetmişti? Ne hissettirmişti Piraye' ye farkında mıydı?
Ah erkekler "ne olacağını sanarak evleniyorsunuz ki?" diye mi sormalı, ne demeli bilmiyorum.
Tek bildiğim bir ilişkiyi bile bitirmeden başlamak isteyen adamlar tanıdım.
Hepsinde aynı derecede iğrendiğim, samimiyetsiz gülücükler serptiğim.


27 Mayıs 2010 Perşembe


Burnundan dudaklarına inen ter olmak istedim.
Birazda;
bir kızılderilinin siyah örgülerine saklanmak.
Şamanların ellerinde,
Brahmanların eteğine saklanmak...

Tagore kalsın mezarından şimdi!
avaz avaz bağırıyorum işte.
uyansın!
"lamba söndü"
düşümde, düşlerim düzüldü.
Düştüm,
Güveler yedi beynimi.

İçime bir liberal kaçtı.
Savunduklarını haykırıyor.
Gözleri sert esen rüzgarlardan yaşarmıyor.
Siyaha öyle bandırılmış ki; beyazlar kör edemiyor.

Çöz saçlarımın ucundaki kurdeleyi.
İçimdeki ağaç, yüzük parmağını uzatmış bekliyor,
Senin bağlayıp dilek dilemeni...

Gölgemin üzerine gölgenin düşüşünü bile sevdim.
Benden bir basamak yüksekte durup, alnımdan öpüşünü.
Başımı göğsüne dayayışımı.

Aşkımmm, yolum yoluna çıksın diye;
Havva olup Ademe sunmak için, o elmayı ben çaldım Tuba ağacından!





Ne kadar örtbas etsende,

kükremesinin ardına saklanmış bir kedi gibisin.




Bana bir yatak hazırla.
Yastıklarında, başka kadınların izleninin olmadığı...

Masallarımın yokmuş tarafında ki sevgili!
Ölmeye geliyorum çarşafına...
Ne içimden geçtin, ne hayatımdan...
Bu kadardı.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Sakallarının çıkış şeklini sevdim.
ve yüzümde hissedişlerimi.
Çenemde,
Dudaklarımda,
Burnumda.

Ellerimde,
yüzünün kokusunun kalmasını bile sevdim.

Bugün;
teninle alınan bir teyemmüm diliyorum kendime...
Şu aralar cevaplarından korkmadığım ama nedense sormak istemediğim sorularla dopdoluyum!


25 Mayıs 2010 Salı

gelme peşimden!
bir halay zamanı çekilen mendil bile olamam ben.
ellerinden kayar giderim.



Ben kasım kızıyım sevgili,
Baharların hep sonunu yaşarım.
En çok bu yüzden
 sana güneşi veremem mesela,
Sana maviyi, yeşili yeniden veremem.
Renklerim fludur benim,
Bakışlarım sepya

Senden vazgeçmek, kendimden vazgeçmek sevgili.
Kendimden geçemem...

 

24 Mayıs 2010 Pazartesi


"Üzülme..."
der Mevlana ve devam eder;
"Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,
Tek kanatla uçulmaz zaten.
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,
Kilimin tozunu almaktır.
Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.
Niye kederlenirsin?
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.
Yüzük ol...mak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır.
Bir sırrı ne kadar içinde saklarsan o kadar derinleşir.
Aşka yanmalı, Can dediğin...
Ya canın olmalı; Ya da,canını almalı...
Yar diyemezsin ki herkese, İçindeki yaran olmalı...
Herkesin de bir yüreği vardır amma,
Yürek dediğin de, Bir Aşka yanmalı.."

Ne kadar güzel değil mi?

Mektuplar / Kelimeler Üzerindeki Toz Zerrecikleri

Merhaba Sevgili,

Uzun zaman oldu sana yazmayalı değil mi?
Evet, gerçekten çok olmuş. Hatta yeri gelmiş bende bile tozlanmış bazı anılar. Zamanında kirlenmesinler diye çabaladığın iletişimin eksildiğini oturup tarttığında ve bu sonuçtan fazlası ile yorulmuş bir şekilde çıkınca anlarsın ya...

Tek taraflı mücadeleler bile bir yere kadar veriliyormuş. İçinden çıkan, aklından da çıkarmış...
Elbette bunca zamandır olmayışıma mazeretler üretmiyorum.

Emin olduğum tek şey! "Seni yaşamaktan ziyade, yazmayı tercih eden bir benliğimin oluşu idi".

Ama ya sen? Birkaç hafta önce yapmaya çalıştığın neydi sahi? Kürkçü dükkanı gibi hissettirdiğinin farkında mıydın? Hani köprünün altından çok sular aktığını kanıtlarcasına bir geç kalmışlık hissi yaşamadığına eminim. Ama akmıştı sevgili.

Biliyor musun? Aslında senin yokluğun, varlığından daha güzel bundan emin olabilirsin. Ömründe bir kez olsun bu duyguyu yaşayabilmeni isterdim mesela. Sahi öyle bir şey olsa kendi yokluğuna ne yazardın? Gerçi kızardın bu duruma, benim olmalı tavırlarıyla. O kadar sabırlı bir insan değilsin çünkü. Ben de senin kadar geniş.

Ben zaaflıydım.
Sen kusurluydun sevgili.
Keşke senin kadar kusurlu olsabilse idi sevgim de...

Geçtiğimiz yıllarda ihtimallerin arasında dolanırken ve umudun hala benimle olduğu anların hepsinde; sana kızıp - bağırmak, elimden gelen ne varsa ardıma koymak istemediğim geçmişimde; bana yazdığın tüm o güzel cümlelerin üzerinde oluşmuş tozlarını, balkondan aşağıya silkeleyip sokaktan geçenleri bile kirletmek istedim. Görmeliydi herkes, bu kayıtsızlığını. Söylediğin tüm sözcüklerinin artık umurunda olmadığını bilmek, kendimi en kötüsüne hazırlamama yol açıyordu. Ve ben buna katlanamıyordum.

Yokluğunda hayatımı anlamlaracak şeyler bulmayı denerken; şimdi, ucundan tutarak kaldırdığım ve altına itelenecek tek bir harf kalmadı bile içimde.
Ben seninle birlikte sayılan 7. basamaktan ibarettim sadece... Bırak rakamları alfabe de bile...!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

ne garip,
Aşkımın bir noktası yok.
Benim kaderim sende virgüllerle yazılmış!

Yine de hiçbir kelime yetmez seninle olan hikayemi mutlu sonla bitirmeye.


21 Mayıs 2010 Cuma

Masumiyetimi seninle boyuyorum.
Kimse dilemesin diye tüm dilek zamanlarında seni diliyorum. 
Perşembe akşamlarım sana ayrılık.
Surelerin sonunda seni üflüyorum.
Avcumda tutarmış gibi, hayallerime yüz sürüyorum.
Ah şu içimdeki su,
Keşke arındırabilse yüreğini.
Keşke kaldırabilse dibe gömülmüş hayallerimi





"Bir otel odasında ki kullanılmayan çekmece gibi. Sadece ihtiyaç oldukça kulpuna dokunulan..."

Fazla mı ezik geldi?
Değil. 
Yanlış iliklenmiş bir düğmeden daha geç kalınmış olmadığı için ezik değil!


20 Mayıs 2010 Perşembe


Susuyorsun... 
Susuyorum... 
En iyi bildiğim şeyi yapıyoruz aslında ikimizde...

Biliyorsun...
Biliyorum...
Bilerek susmak bazen bildiğin şeyleri söylemekten daha acı verir insana..!
 
 
* ilk yayım tarihi 2008

Mektuplar / Hatırlananlar


Bana bir o kadar yakın ve bir o kadar da uzaktın ki, bunu anlamakta zorlanıyordum. Soluduğum havayı ellerimle dövmeye benziyordu bu. Oysa ben iz bırakmak istiyordum tüm kadınlığımla. Tutkuyu kullanarak yazan parmaklarımı kırıp, ikiye bölen olarak değil!


Ne çok isterdim kendine ördüğün duvarların tuğladan olmasını. Dokunduğumda yıkılmasını. Oysa senin duvarların tahtadandı sevgili. Depremlerimden sapasağlam çıkışına sinirleniyordum. Esnek, kırılmaz, çatlamaz… Hani demiştim ya kendimi suya benzetiyorum diye. İşte benim sende çok fazla yaş tahtaya basışımın nedeni. Ne üfleyince, ne dokununca, ne de bastırınca yıkıldın. Bir tek ayağımı çektiğim an benden uzaklaştın.

İstediğim ki şevkini kabartayım, öfkeni değil!!

Aklımda o kadar çok düşünce, o kadar çok sahne var ki. Hepsi saçma bir sıralamaya bürünmüş haldeler. Üstelik eskisi kadar önemsemediğim ve gerçekte olmanı istediğim hayale en yakın örnek sen bile farklı geliyorsun gözüme. Bir noktada sana hissettiğim (tam olarak sevgi diyemediğim) duyguyu hatırlamayı seviyorum. Yaşlı insanların eskileri anımsayıp yüzlerinde hoş bir gülümseme yaratması gibi bir şey, bu hissettiklerim. Geçmişe dönmeyi seviyorum. Şu anda ki hislerimle karşılaştırmayı. Meğer güzel anımsanacak ne çok duygum varmış...

Hani demiştin ya bir gün "sen ne kadar sevildiğini anlamayacak kadar salaksın" diye. O an idrak edememiş, telefonun diğer ucunda kitlenmiştim. Birşeyler çıkamamıştı ağzımdan. Keşke gerçekten sana inanabilseydim. Keşke sende birazcık daha üsteleyebilseydin. Hani insanların pişmanlıkla söylediği keşkelerden biri değil bu. Sadece bir parça merak fazlalığı. Yoksa değişen bir şey olamayacağını, uzun ayrılıkları bu ilişkinin kaldıramayacağını bir şekilde biliyordum.

Şimdi düşünüyorum da birbirimizi sevme biçimlerimiz ne kadar da farklıymış.

Biliyorsun, seni hiçbir şey suçlamıyorum, "bir neden" de aramıyorum artık olmayışlarına. Bazı şeylerin açıklaması yok. Mazereti yok. Öğreniyorsun zamanla. Sadece olmuyor bazen. Bazen bazı şeyleri oturtamıyorsun. Hayatımdaki tüm “O” ları sıfırlıyorum şimdi. Başta üzerimdeki mülkiyetini kaldıracağım. İçimdeki seni seven tüm kimliklerimle birlik olup, meşrutiyeti ilan edeceğim yeniden.

Seninle bende böyleydik işte.
Ne aynı adımları atabildik. Ne de öne çıkışlarla birbirimize yakınlaşabildik.
Hoş kal sevgili,
Şimdi bir devrim zamanı, geleceğe bir tarih atıyorum.