30 Eylül 2010 Perşembe

Alttaki şiirin tamamını sana göndermişim geçmiş zamanlarda bir maille. Sense büyük ihtimalle okuyup silmişsindir, maillerini uzun süre tutmadığını biliyorum çünkü.. 

Dilerim birgün yine beni okur, yine bu şiiri okur, anımsarsın beni...

"sen ise
gençliğini, hep çocukluğunu düşürmüşsün

diyelim gece, diyelim alelacele yalnızsın
diyelim ki oturup beni düşünmüşsün
ağlamışsın gride biraz siyah, biraz beyaz arar gibi

yeşilde mavi yok oysa, sarı hiç yok!
beni düşünmüşsün saçlarını akordeonlarla tarar gibi

küçücük bir kız gibi
küçücük bir delikanlı gibi
küçük bir yaradaki büyük bir kabuk gibi
büyük bir yaradaki küçük bir kabuk gibi
kanar gibi, kanatır gibi, birlikte kanar gibi beni düşünmüşsün!

ecel olur gelirim sana artık adressiz bir zarf gibi
zarfı yalayıp kapatırken dudaklarımı kağıtla keser gibi
çünkü ben orda celladım, biraz katil
seri haldeyim sana, paralel haldeyim
bütün suçlar üstüme yıkıldı, hataların altında kaldım
hayatım hayatına düşüp patlamayan
hayali bir bomba gibi!"

* Küçük İskender



28 Eylül 2010 Salı


Ve belki de en çok bu yüzden sevdim seni.
Kendi ısımla yandığımda, beni üşüten yanlarınca...

...

Bu yazıyı taslaklarda unutmuşum, ne garip şimdi etiket kısmında bile sana dair bir şeylerin olması gereksiz geliyor gözüme.
Sanırım asıl mesele;
"İlk sıçrama yerini bildiğimiz topun, ikinci sıçramadaki yerini sezebilmektir."

* Robert Cohen

27 Eylül 2010 Pazartesi


Sen!
Bir gölge oyunundan farksızdın benim için.

Hayat senden daha dürüst davramıştı bana, 
Sağ gösterip sol vurmuyordu en azından.


Ah be adam!
Köle mi olmalıyım sana? Yoksa köleleştirmeli miyim seni?

Ellerin adam ellerin...
Bembeyaz tenimde esmerliğin...

Biliyor musun?
Yada boş ver 
En iyisi bilmemek değil midir zaten...

Keşke bilmeseydim bende,
Keşke konuşmasaydın sende.
Şimdi hiçbir şey yokmuş gibi davranmak ne garip!

26 Eylül 2010 Pazar


Sen bana ne mi yaptın?
İçinde senin olmadığına güvenip girdiğim tüm yollarda, bu labirentte insanın karşısına dikilen tuzaklar gibi
 her defasında karşımda bittin.
Senden kopmamam, sevgimle seni beslemeye devam etmem için hiç yakamı bırakmadın.

Şimdi durup ne dememi bekliyorsun bilmiyorum.
Bana her ihtiyacın oluğunda yanındaydım.
Her pişman oluşunda, tüm günah çıkarışlarında yanındaydım, arkandaydım.
Sen beni hep ardında bıraksanda...
Hiç vazgeçmedim seni sevmekten!

Ama sen tüm bunlara rağmen ne mi yaptın;
Yokluğunda her şeyi sineye çekip, varlığına minnet edeyim diye!
O anki ilgine şükran duyayım ve seni bu şekilde kabulleneyim diye,
Bir cehennemi sundun sen bana, ellerinle!

Belki de; "İşte bu yüzden şu an vazgeçiyorum senden" dediğimde, bir arkadaşım bana ne dedi biliyor musun? "bir cehennemi kabul edebilecekken sen, bundan eminken karşındaki adam; cenneti sunmak istemedi sana. Ve sen cehennemle yetinmeyi denedin. İşte bu yüzden."

Cenneti yaşatma imkanın varken ,sen beni bilerek bu cehennemde yaşattın,
Bilerek ve isteyerek!
Bununla beslendin çünkü.
Hep elinin altında kalayım istedin!
Doğru yanıtları farklı anlamlarla saptırıp, yanlış soruları sormama neden oldun!
Beni hep sorgulamalarla başbaşa bırakırken, hiçbir şey yokmuş, bu davranışların doğalmış gibi davrandın.
Ben seni sevgimle yüceltmeyi isterken, senin için öylesineymişim ifadesi taşıttın.
Bana vermediğin tüm sevgini başka kadınlarla harcadın.
Ah sevgili inan herşeyi kaldırabilirdim, aldatılmayı bile kabullenebilirdim.
Ama ben seni en başından beri dürüstlüğünle sevmişken, sen bana yalan söyledin.
Bu sefer kaldıramayacağım şeylerin altında ezdin!

Biliyor musun yine çok sevdiğim bir başka kadın, senin bu medcezirli davranışlarını anlayamadığımı anlatırken;
"Efsa sana ne yapıyor biliyor musun? Seni davranışlarıyla, sözleriyle, özeniyle yükseklere fırlatıyor.. Ama sonra tutmayı unutuyor".
İşte sen buydun 2 sene boyunca!
Beni kendinde hep "dün" bıraktın!

Açtığın yaralar kapandığı veya yerine koyacak başka insanlar bulduğum için,
Veya seni sevmekten yorulduğum için bitmedi bu sevgi...
Hem bana bir yalanını yakaladığım, hem de gözümde bir ilah gibi görünürken vazgeçilebilir olduğunu bana gösterdiğin için bitti bu sevgi!
Bitti.

Şimdi bir zamanlar nasıl seni sevdiğimi gururla ve hiçbir çekinceme duymadan söylediysem, bitişini de aynı gurur ve dik duruşla ilan ediyorum.

23 Eylül 2010 Perşembe


Ben sende hep, "dün" kaldım.

Belki de,
"işte bu yüzden"


Yüzümün sakini, yüzün olsun.

Ama lütfen sen benim için geç k/alınmış bir haber olma...!


Doğru yanıtları ezoterik ifadeler ile saptırıp, yanlış soruları sormama neden oldun!

Belki de,
"İşte bu yüzden"


Ve yaşam denilen şu olgu, seninle olduğum anlardaki kadar huzurlu olmadı.


Ah adam,
Nasıl anlatabilirim ki!
Senin o adam olmandan, öyle çok korkuyorum ki ben.

Kafamı gayri ihtiyari çevirdiğim ve elimi yüzüme yaklaştırdığım her an kokun yeniden burnuma doluyor..
Afallıyorum..
Etik olanla, sözlerin ve o anki hissettiklerim çarpışıyor sanki.

Sonra, gözyaşların düşüyor sanki yeniden saçlarıma..
Ve sonra, karşımda dikiliyor ya imkansızlığın.

Aramızdaki o görünmez perdeler sana dokunmamı engelliyor..
Üzgünüm!

Umuda açılan bir kapı olacakken, açamayacağım bir kapı olduğun için.
Bir toğrağa verim olabilecek suyken, damlayamayacağım için.

Yükselen değerler

Bitirilmiş bir gövdenin akşamüstü müziği!
yüzümü sokuyorum suya, bitkilere ve şevke
memnun oldum diye sesleniyor çürük bir mürdüm eriği!

Gücümle birleşiyoruz kaşlarımız alınmış:
gerçekleştirilmesi imkansız bir savaş taktiği
gibi duruyor sol elleri sol ellerimde!

şu ağaçta sallanan ölüyü görüyor musun diyor o anki körün biri

Küçük İskender

 

21 Eylül 2010 Salı


Avuçlarımda tutmak gibi kırgınlık ve kızgınlıklarımı,
Avcumun içine biraz su almam gibi...
Ne zaman yüzüne çarpmayı denesem, sen yerine yere dökülüyor!


O kadar çok yamalamıştık ki birbirimizi...
Artık tiftik atmaya başlamıştık ucumuzdan bucağımızdan.
Her seferinde birbirimize bağlanışlarımız azaldı.

Belki de;
"İşte bu yüzden"

Bilindikti gidişin, haberliydim.
Ama yine de;
Bumerang gibi her seferinde attıkça yeniden vurdu yüzüme acın.
Bağıramadıkça, yazdım.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Ne garip; bir zamanlar sevdiğimi kabullenemezken, şimdi unuttuğumu kabullenmek istemiyorum.
O kadar alıştım ki gelgitlerine...

Oysa bir kere bile ağlayamamıştım göğsünde...


Sen soyunuyorsun, sana özenle giydirdiğim kelimeleri.
Ben düşünüyorum.

Belki de;
"İşte bu yüzden"